İSO Kasım Meclisi’nde Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal Konuk Oldu

  • Meclis Konuşması
meclis-kasim2019-01_2

İstanbul Sanayi Odası (İSO), Kasım ayı olağan Meclis toplantısı, 27 Kasım 2019 tarihinde “Nitelikli ve Sürdürülebilir Üretim Ekonomisi İçin Finansal Politikaların ve Fiyat İstikrarının Önemi” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda yapıldı. İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay’ın yönettiği toplantıya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal konuk oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Başkanı Murat Uysal

Meclis üyelerine yönelik konuşmasında, son yıllarda, rekabet gücü kazanımlarının da desteğiyle dünya mal ve hizmet ticaretinden aldıkları payı artırdıklarını dile getiren Uysal, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da Türk Eximbank ve ticari bankalar aracılığıyla ihracatçılara kredi finansmanı sağlayarak bu sürece destek verdiği bilgisini verdi. Uysal “İthal girdi kullanımı yüksek ve tasarruf açığı olan açık ekonomilerde yaşanan büyüme-cari açık-sermaye çıkışı-daralma döngüsünün kırılabilmesinin yolu verimlilik ve yüksek katma değerli üretimden geçiyor. nümüzdeki dönemde zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanarak reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz” Dedi.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da Meclis konuşmasında reel sektörün finansmanı konusunda en önemli kırılganlığın döviz borcu ve bunun yarattığı bilanço riski olduğuna dikkat çekerek “Sanayiciler, keyfiyetten değil uygun maliyetli TL kredi bulamadığı için dövizle borçlandı. Bugün kur riskini üzerimizde taşıyoruz. Yüksek döviz borçlarının TL’ye döndürülmesi konusunda teşvik edici bir model sunulmalı” dedi.

Üretime öncelik veren sağlıklı ve verimli bir kredi tahsis mekanizmasının uygulanmasının Merkez Bankası politikalarıyla ödüllendirilmesi gerektiğini belirten Bahçıvan reel sektör yatırımlarına yönelik kredilerde de büyüme hızının hesaba katılarak zorunlu karşılık oranlarının belirlenmesini önerdi. Bahçıvan “Türkiye’nin krize davetiye çıkaran dopingli büyüme arayışlarına artık son vermesi gerekiyor. Biz Türkiye’nin yüksek, sağlıksız, hormonlu bir büyümeden ziyade sağlıklı, nitelikli ve sürdürülebilir büyümesinden yanayız” dedi.

İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur
İSO Meclis Başkanı
Zeynep Bodur Okyay

İSO Ekim ayı olağan Meclis toplantısı İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay tarafından açıldı. Okyay toplantıyı açarken özetle şunları söyledi:

“Üretken olmayan ekonomilerin refah artışı sağlamaları olası değildir. Ekonomimizin tekrar güçlü bir büyüme ivmesini yakalamasında sanayinin hep söylediğimiz gibi çok büyük payı olacaktır. Sanayi üretir ve kalıcı refah sağlar. Ne kadar başarılı olursa olsunlar sanayinin ihtiyaçlarını karşılayamayan para ve maliye politikaları sürdürülebilir bir ekonomi yaratamaz. Geldiğimiz noktada Türkiye, tüm imkanlarını, nitelikli üretim ekonomisinin oluşması için gerekli ortamın sağlanmasına ve bunun yaratacağı ivmenin başarısına vakfetmek mecburiyetindedir. Makroekonomilk istikrarın kalıcı hale getirilmesinden kayıtdışı ekonomi ile etkin mücadeleye, gerçek anlamda etkin vergi ve teşvik politikalarından üretim dostu bir finansman sistemine kadar pek çok alanda gidilecek çok yolumuz var. Dünyada pek çok ülkenin merkez bankası, 2008 krizinden bu yana ekonomilerini canlı tutabilmek için olağanüstü bir çaba içinde.  Tüm dünyada son 10 yılda gerçekleştirilen 700'den fazla faiz indirimi sonucu gösterge faizler halihazırda tarihi düşük seviyelerde ve merkez bankalarının çok fazla geleneksel cephanesi kalmamış durumda. Böyle bir iklimde izleyeceğimiz ekonomi politikalarının yanında, Merkez Bankası’nın güçlü ve bağımsız duruşunun çok büyük değeri var. Türk sanayicileri olarak, nitelikli üretim ve yatırımların önünü açacak politikaları destekleyen bir Merkez Bankası’na ihtiyaç duyuyoruz. Bugün görünümümüze baktığımızda; makroekonomide bir iyileşme başlamış olsa da akut hale gelmiş bir problemimiz olduğunu görüyoruz: O da zaman ufkunun tasarruf edenler ve yatırımcılar için ciddi şekilde kısalmış olması. Bunun en önemli sebebi yüksek ve oynak enflasyon. Gelişmiş ülkelerde bir ‘enflasyon yaratamama’ problemi var; gelişmekte olan ülkeler ise ortalama yüzde 3.5-4’ler civarında bir enflasyona kendilerini çıpalayabilmiş durumda. Ve bu durum para ve maliye politikası yürütme konusunda ellerini çok rahatlatıyor. Türkiye bu anlamda istisnai bir ülke. Sürdürülebilir büyüme için enflasyon cephesindeki bu görüntüyü silmemiz şart. Ve bunun tek yolu, enflasyon beklentilerini kıracak bir söylem ve eylem bileşimini devreye sokup taviz vermeden devrede tutmaktan geçiyor.”

İSO Meclis başkanı Okyay, sonrasında İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet etti. Bahçıvan, bugün borçlanmanın maliyetinin işletmelerimizin temel sorunları arasında ilk sırayı aldığını söyledi. Tasarruf oranlarının yetersiz olduğu ülkemizde bankacılık sistemi üzerinden sağlanabilecek sanayi finansmanının oldukça sınırlı olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, bu durumun, sanayicilerin borçlanmasını pahalılaştırırken, kredi kullanmakta ipotek vb. ek maliyetleri de beraberinde getirdiğini kaydetti. Bahçıvan, sanayicinin gerek yatırımlarında, gerekse diğer işletme faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu finansmana uygun koşullarda ulaşamadığını belirtti.

Sanayinin finansman kaynaklarını sınırlayan en önemli unsurlardan birinin de teminata dayalı bankacılık anlayışı olduğunu anlatan Bahçıvan, bugün sanayici olarak yatırımları için kredi almak istdiklerinde, kredi tutarının iki hatta üç katına varan teminat talepleriyle karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekti. Bahçıvan, teknoloji odaklı bir sanayi hamlesi hedefledikleri bu dönemde tapu ve ipoteğe dayalı bir bankacılık anlayışından artık uzaklaşmaları gerektiğini vurguladı.

Teminat sorunlarının hafifletilmesinde KGF deneyiminin, kendilerine güzel bir örnek oluşturduğunu düşündüklerine işaret eden Bahçıvan, teminat kaldıracı işlevi görerek reel sektörü belli ölçüde rahatlatan KGF’nin bundan sonra niteliksel bir dönüşümle üretken yatırımlara katkısının artırılmasını umduklarını ekledi.

Bankacılık sisteminde sağlıklı ve verimli bir kredi tahsis mekanizmasının uygulanması ve üretime öncelik veren kredilendirme anlayışını hakim kılınmasının önemini vurgulayan Bahçıvan, bu anlayışın Merkez Bankası politikalarıyla desteklenmesi, kollanması ve ödüllendirilmesi gerektiğine inandıklarını ifade etti.

Merkez Bankası’nın ağustos ayından itibaren zorunlu karşılık oranlarının belirlenmesinde, bankaların kredi büyüme hızlarına göre derecelendirmeye gittiğini hatırlatan Bahçıvan, bu noktada bir adım daha ileri gidilerek, reel sektör yatırımlarına yönelik kredilerin büyüme hızının da hesaba katılarak zorunlu karşılık oranlarının belirlenmesini önerdi.

Reel sektörün finansmanı konusundaki en önemli kırılganlıklarından birinin de dövize dayalı borç yükü ve bunun yarattığı bilanço riski olduğunu belirten Bahçıvan, “En başta şunu ifade etmek isterim ki, bizler sanayici olarak keyfi nedenlerden dolayı döviz borçlanmasına yönelmiş değiliz. Uzun vadeli, uygun maliyetli TL kredi bulamadığımız için yurt dışın kaynaklara yönelmek zorunda kaldık. Ama bugün önemli bir döviz borcu ve kur riskini üzerimizde taşıyoruz. Bununla birlikte bizler içinden geçtiğimiz ekonomik dengelenme sürecinde TL finansman koşullarının nispeten iyileşmesinden de destek alarak yüksek döviz borçlarının TL’ye döndürülmesi konusunda teşvik edici bir model sunulabileceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Dolarizasyonun hayatlarından çıkarılması ve TL ile borçlanma felsefesinin yaygınlaştırılmasında yarar gördüklerini dile getiren Bahçıvan, bu noktada reel sektörün kur risklerine karşı direncini artırmak, savunma mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla inovatif destekler sağlanması ve eğitimler düzenlenmesi gerektiğini de unutmamaları gerektiğini ifade etti.

Bahçıvan şöyle devam etti:

“Türkiye’nin krize davetiye çıkaran dopingli büyüme arayışlarına artık son vermesi gerekiyor. Zira, kısır bir döngüye yol açan bu durum, Türkiye ekonomisinde büyük zorluklarla, özveriyle inşa edilen üretim merkezlerini tahribata uğratıyor. İstihdam kayıplarına neden oluyor. Kaynak israfına yol açıyor. Biz Türkiye’nin yüksek, sağlıksız, hormonlu bir büyümeden ziyade sağlıklı, nitelikli ve sürdürülebilir büyümesinden yanayız. Bu bağlamda Merkez Bankamızın yakın zamanda reel sektör ile başlattığı diyaloğu son derece önemli buluyor ve bu etkileşimin uzun vadeli, kaliteli ve refah yaratan bir büyümenin önünü açmasını temenni ediyoruz.”

Sonrasında kürsüye Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal geldi. Uysal son bir yıllık dönemde cari dengenin önemli bir iyileşme kaydettiğini ve 2002 yılından bu yana ilk defa yıllık olarak fazla vermeye başladığını söyledi. Mevcut projeksiyonlara göre bu yıl sonu itibarıyla pozitif büyüme kaydedilen bir yılda cari fazla vermiş olacaklarını hatırlatan Uysal, eşgüdüm içerisinde uygulanan basiretli makro politikaların etkisiyle dış dengede sağladıkları kazanımların önümüzdeki dönemlerde devamının fiyat istikrarı, finansal istikrar ve sürdürülebilir büyüme adına büyük önem taşıdığını kaydetti.

Uysal, Türkiye gibi uzun yıllar cari işlemler açığı veren bir ülkede dış denge dinamiklerinin konjonktürel ve yapısal unsurlar ile beraber ele alınmasının makroekonomik istikrarın devamı için kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Cari işlemler dengesinin 2018 yılının ikinci çeyreğinde başlayan dengelenme süreciyle birlikte hızla iyileştiğini ve uzun yıllar sonra ilk kez bu yılın haziran ayında yıllık olarak fazla verdiğini hatırlatan Uysal, cari dengedeki iyileşmenin üçüncü çeyrekte de devam ettiğini ve eylül ayı itibarıyla yıllık yaklaşık 6 milyar ABD doları fazlaya ulaşıldığını dile getirdi.

Böylece, 2018 yılının ikinci çeyreğinde milli gelire oran olarak yüzde 6,5 düzeyinde açık veren cari işlemler dengesinin, 2019 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık yüzde 1 oranında fazlaya ulaştığının tahmin edildiğine işaret eden Uysal, cari işlemler dengesinin tarihimizin en derin krizlerinden birini takiben en son 2002 yılının kasım ayında yıllık olarak fazla verdiğini ve o dönemden 2019 yılının haziran ayına kadar kesintisiz olarak açık verdiğini anlattı.

11 no - Üretim yapısına bağlı olarak Türkiye’de büyüme ile ithalat arasında yakın bir ilişki bulunduğunu belirten Uysal, bu nedenle tarihsel olarak cari açıktaki düzelmelerin genelde iktisadi faaliyetin önemli ölçüde zayıfladığı dönemlerle örtüştüğünü söyledi. Ancak son dönemdeki dengelenme sürecinin geçmiş dönemler ile karşılaştırıldığında farklı özellikleri bünyesinde barındırdığına dikkat çeken Uysal, içinde bulundukları dönemde cari dengede yaşanan düzeltmenin, ekonominin sert bir şekilde daraldığı 2001 ve 2009 krizlerine kıyasla çok daha sağlıklı gerçekleştiğinin altını çizdi. Uysal, iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın görece daha sınırlı olduğu bir dönemde cari fazla verme noktasına gelmiş olmalarının döngüsel etkilerin ötesinde bir dönüşüme işaret ettiğine dikkat çekti.

Uysal, “Son yıllarda ihracat reeskont kredilerinde limitlerin artırılmasına, kredi kapsamının genişletilmesine ve kullanım kolaylığı sağlanmasına yönelik birtakım düzenlemeler yaptık. Önümüzdeki dönemde TL cinsi varlıkların riskten korunmasına ve fiyatlanmasına yönelik yürütmekte olduğumuz finansal mimari çalışmalarımızın yanı sıra zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanarak reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz. Sahip olduğumuz araç seti çerçevesinde bu alanlarda gereken düzenlemeleri her zaman ivedilikle hayata geçiriyor olmakla birlikte, cari dengedeki iyileşmenin kalıcı olmasını sağlamak için bu politikaların yapısal adımlarla desteklenmesi kritik önem taşıyor” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak ellerindeki araçları fiyat istikrarına yönelik olarak kullanırken dış dengenin makrofinansal istikrara yansımalarını da dikkate aldıklarını belirten Uysal, bu kapsamda, kredilerin artış hızı, kompozisyonu ve sektörel dağılımı itibarıyla sağlıklı bir şekilde büyümesine yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçların da etkin şekilde kullanıldığı bir politika çerçevesi benimsediklerini anlattı.

Uysal şöyle devam etti: “Bu süreçte, geleneksel ihracatçı sektörlerimize ek olarak başta savunma sanayi, kimya, mobilya ve inşaat yan sanayi sektörlerinde olmak üzere firmalarımız yeni pazarlarda önemli başarı elde ettiler. Yeni pazarlara açılmak ihracat kompozisyonumuzun çeşitlenip derinleşmesine katkıda bulunuyor. Savunma sanayi, tekstil, makine-teçhizat, fabrikasyon metal, ilaç, kimya ve enerji gibi sektörlerde son yıllarda üretimin yerli içeriğinde önemli artışlar olduğunu izlemekle birlikte bu alanda gidilecek daha çok yol olduğunun farkındayız. Kuşku yok ki, üretimin ithal girdi oranını azaltma konusunda atılacak politika adımları, ekonominin dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilmesine önemli katkı sunacak.”

Uysal’ın konuşmasının ardından kürsüye gelen İSO Meclis Üyeleri, gündem ile ilgili görüşlerini paylaştı. Meclis Üyelerinden gelen sorular Uysal tarafından yanıtlandı.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan'ın Konuşma Metni Attach