İstanbul Sanayi Odası - İSO Meclisi’nde, Sigortacılık ve Risk Yönetiminin Sanayi İçin Önemi Ele Alındı

İSO Meclisi’nde, Sigortacılık ve Risk Yönetiminin Sanayi İçin Önemi Ele Alındı

  • Meclis Konuşması
meclis-nisan2019-01

İstanbul Sanayi Odası (İSO), Nisan ayı olağan Meclis toplantısı, 24 Nisan 2019 tarihinde “Sigortacılık ve Riskleri Yönetebilmenin Sanayimiz ve Ekonomimiz Açısından Önemi” ana gündemi ile Odakule’de yapıldı. İSO Meclis Başkan Yardımcısı Ayhan Yavrucu’nun yönettiği Meclis toplantısına Türkiye Sigorta Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Can Akın Çağlar konuk olarak katıldı.

İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, meclis gündemi kapsamında yaptığı konuşmasında sanayicilerin insan faktörüne bağlı risklerle de karşı karşıya olduklarına dikkat çekerek “Sigorta şirketlerinin yangın artışlarını gerekçe göstererek fabrikaları sigortalamaktan imtina ettiğini duyuyoruz. Hepimizin arzusu, sanayicilerimizin tüm risklerinin sigorta şemsiyesi altında yer alması” dedi ve şunları ekledi:  “Sanayiciler ve iş insanları için karar alma mekanizmalarını tıkayan en önemli faktör; belirsizlikler. Ekonominin üstüne yeni bir tortu getirme lüksümüz yok. Belirsizlik döneminin en hızlı şekilde Türkiye'nin gündeminden kalkmasını umuyoruz.”


İSO Meclis Başkan Yardımcısı
Ayhan Yavrucu

İSO Nisan ayı olağan Meclis toplantısı İSO Meclis Başkan Yardımcısı Ayhan Yavrucu tarafından açıldı. Meclis gündemine ilişkin üyelere bilgi veren ve gündem gereği bazı konuları Meclis Üyeleri’nin oylamasına sunan Yavrucu daha sonra Sigortacılık ve Riskleri Yönetebilmenin Sanayimiz ve Ekonomimiz Açısından Önemi” gündem başlığına ilişkin konuşmasını yapmak üzere  İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ı kürsüye davet etti. İSO Başkanı konuşmasına öncelikle 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile gelecek hafta kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nı kutlayarak ve yaklaşmakta olan Ramazan ayının ülkemize ve bütün İslam alemine huzur bereket ve esenlik getirmesi dileklerini aktararak başladı.

Bahçıvan gündeme ilişkin görüşlerini aktarırken tüm iş süreçlerinde dijitalleşmenin yaygınlaşması, big data analiz yöntemleri ve verilerin çok daha güçlü kullanılmasıyla beraber sigortanın doğasının değişeceğine söyledi. Bu anlayış eşliğinde, günümüze kadar geleneksel sigortalama anlayış ve alışkanlıklarıyla büyümüş şirket ve kurumların yeni dünyanın gerçekleri karşısında köklü değişimler geçirmek zorunda kalacağına dikkat çeken Bahçıvan, yeni teknolojik trendleri en baştan benimseyerek yola çıkan küçük ama yeni aktörlerin ise daha avantajlı hale geleceğini belirtti.

Sigortacılık sektörünün ülkemizde dinamik ve güçlü mali yapısı, sahip olduğu nitelikli iş gücü ve uzun yıllara dayanan deneyimiyle yeni oyuncuları çekmeye ve ürün yelpazesini genişletmeye devam ettiğini ifade eden Bahçıvan, Türkiye’nin genç nüfusu ve buna karşılık düşük sigortalılık oranlarıyla cazip bir pazar olarak hem yerli hem de yabancı yatırımcıların dikkatini çektiğini dile getirdi. Ülkemizdeki toplam prim büyüklüğünün ülke gayrisafi hasılasının yüzde 1,5 olduğunu hatırlatan Bahçıvan, bunun dünya ortalamalarının oldukça altında olduğunu açıkladı.

Son zamanlarda ülkemizde sigortacılık sektörünün faaliyet alanının genişlemesinde özellikle devlet destekli Bireysel Emeklilik Sistemi, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi (TARSİM) ve DASK gibi uygulamaların önemli rol oynadığını vurgulayan Bahçıvan, sanayicilerin, ham madde, enerji gibi üretimin doğasından kaynaklanan risklerin yanı sıra insan faktörüne bağlı muhtelif risklerle de karşı karşıya olduğunu belirtti. Bahçıvan, bu tür riskleri büyük ölçüde kontrol altında tutarak minimize edebildiklerini ancak yangın, sel ve doğal afetlerden kaynaklı riskler söz konusu olduğunda en büyük güvencelerinin sigorta olduğunun altını çizdi.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan

Özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalarımızın henüz sigorta konusunda gerekli bilinç seviyesinde olmadığını, sigorta müessesesini hiç kullanmadığını ya da eksik ve hatalı kullandığını belirten Bahçıvan, dolayısıyla reel sektör açısından sigortanın sadece risk oluşmadığında katlanılan bir masraf kalemi olarak değil, risk oluştuğunda işletmeyi yok olmaktan kurtaracak hayati bir kaynak olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bahçıvan şöyle devam etti:

“Hepimizin arzusu, sanayicilerimizin tüm risklerinin sigorta şemsiyesi altında yer alması. Ancak sanayicilerimizin risklerini sigorta ettirmede şirketler ve acentelerle önemli sorunlar yaşadığını da göz ardı edemeyiz. Örneğin sigorta şirketlerimiz hasarların arttığı durumlarda özellikle belirli sektörlere yönelik sigortalarda ya çok ağır şartlar ortaya koyuyorlar ya da çok yüksek primler talep edebiliyorlar. Bazı şirketler ise kimya, boya, petrokimya gibi riskli görülen sektörlerden uzak duruyorlar veya belli konularda teminat vermekten çekiniyorlar. Yine son zamanlarda sigorta şirketlerinin yangın artışlarını gerekçe göstererek fabrikaları sigortalamaktan imtina ettikleri yönünde duyumlar almaya devam ediyoruz.”

Bahçıvan, bu yaklaşımların üretmenin çok zor şartlar altında yapıldığı bir ortamda sanayiciyi ek zorluklarla karşı karşıya bıraktığını ve sigorta bilincinin gelişimini de aksattığını anlattı. Sektör ayrımı olmaksızın tüm sanayi kuruluşlarımızın sigorta kapsamı alanına girmesi ve makul risk primleri ile sigortalanabilmesi için düzenlemeler yapılması gerektiğine işaret eden Bahçıvan, bu kapsamda, ülke genelinde teminat bulunamayan riskleri kapsayacak olan Türkiye Reasürans Havuzunun Yeni Ekonomi Programı’nda yerini almış olmasının bu tür sorunların giderilmesi açısından kendilerine umut verdiğini söyledi.

Dünya örneklerine baktıklarında özellikle kefalet ve alacak sigortalarının giderek daha fazla öne çıktığını belirten Bahçıvan, “Kefalet sigortaları hemen her alanda verilen teminatların yerine geçerken, alacak sigortaları ise alacaklıların finansal yönetiminde güvence sağlıyor. Yine şirketlerin öngörülemeyen tahsilat problemlerine karşı korunması yoluyla finansal yapılarının güçlendirilmesi, böylece asıl faaliyet alanlarına odaklanmalarının sağlanması da önem taşıyor. Bu bağlamda, vadeli satışlardan doğan alacakların ödenmeme riskini teminat altına almayı amaçlayan, ticari alacak sigortasının hayata geçirilmesini de değerli buluyoruz. Sigorta işlevinin yaygınlaştırılması ve sanayi firmalarında sigorta konusunda farkındalığın arttırılması için, iş yeri açma ve çalıştırmanın sigorta yaptırma koşuluna bağlanması, sigortası olmayan firmalara iş yeri ruhsatı verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Türkiye Sigorta Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Can Akın Çağlar
Türkiye Sigorta Birliği
Yönetim Kurulu Başkanı
Can Akın Çağlar

Ardından kürsüye gelen Türkiye Sigorta Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Can Akın Çağlar da sigortacılık camiası olarak kendilerini sanayicilere anlatmanın önemli olduğunu söyledi. Sigorta konusunda Türkiye’nin kat edeceği çok yol olduğunu aktaran Çağlar, milli servetin korunması anlamında da sigortanın önem taşıdığını kaydetti. Sigortanın sadece kara gün dostu olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Çağlar, yeni sigortacılık anlayışının bir finansal ürün çeşitliliği anlamına geldiğini dile getirdi. 

Türkiye’de toplam 62 sigorta şirketi olduğunu ve aktif büyüklüğün 178 milyar TL olduğunu kaydeden Çağlar, sektörün 54.7 milyar TL prim ürettiğini ve BES’te 92 milyar TL civarında bir kaynağın biriktiğini ifade etti. Türkiye’deki sorunlardan birinin de tasarrufların yetersiz kalması olduğunu anlatan Çağlar, BES’in ekonominin kalkınmasında olmazsa olmazlardan biri olduğunu belirtti. Toplam 107 trilyon TL güvence sağladıklarını ve bunun milli gelirin 35 katı olduğunu aktaran Çağlar, 3. Havalimanı ve Avrasya Tüneli gibi dev projelerde katkılarının olduğunu anlattı. Büyük finansman kaynaklarının, projelerin arkasında sigorta güvencesi görmezse o yatırıma girmeyeceğini vurgulayan Çağlar, bir kıvılcımla yok olacak yatırımlar için sigortanın olmazsa olmaz bir unsur olduğunun altını çizdi.

Çağlar, Türkiye’de 64 milyon adet poliçe ürettiklerini belirterek “Her iki işletmeden birinin yangın sigortası yok. Dört konuttan üçünün konut sigortası bulunmazken üç araçtan ikisinin kasko sigortası yok. 2 konuttan da birinin DASK sigortası yok. Buna karşın örneğin Almanya’da 50 yıldır maden kazası olmuyor. Çünkü sigortacılara çok ağır şartlar koyuyorlar. Onlar da madencinin önüne inanılmaz bir kontrol listesi sunuyor” dedi.

Çağlar, sigorta sektörü olarak risk yönetim tecrübesine olduklarını ve diğer sektörlerin bu tecrübeden istifade etmesini istediklerini söyledi. Sigortacılık sektörünün 2017 yılında 28 milyar TL hasar ödediğini ve bunun 2018 yılında 36 milyar TL’ye çıktığı bilgisini veren Çağlar, sigortanın iyi bir aracıyla ve acenteyle satın alınmasının önemini vurguladı. Çağlar “Sigorta sıradan bir satın alma değildir. Sanayiciler olarak, mutlaka sigortacılık sektörünün risk yönetim tecrübelerinden istifade etmelisiniz” dedi.

Türkiye’deki sigorta şirketlerinin yüzde 72’sinin yabancı şirketler olduğunu anlatan Çağlar, bu firmaların yurt dışı tecrübelerini Türkiye’ye taşıdığına dikkat çekti. 2050 yılına kadar 7 ve üzerinde şiddette deprem gerçekleşme riskinin yüzde 50’nin üzerinde olduğunu belirten Çağlar, 1999 yılında yaşanan depremde kaybedilen üretim gücünün ayağa kaldırılamaması nedeniyle 2001 krizini yaşadıklarını ifade etti. Çağlar, yeni uygulamaya alınan alacak sigortası uygulaması ile nasıl KGF uygulaması nakit dengesini desteklediyse bunun da aynı işlevi göreceğini ekledi.

Çağların konuşmasının ardından İSO Meclis Üyeleri de kürsüye gelerek düşüncelerini paylaştı. Meclis Üyelerinden gelen sorular Çağlar tarafından yanıtlandı.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan'ın Konuşma Metni Attach