İSO MESKOM Üyeleri, Gelir İdaresi Başkanlığı Yetkilileri İle Buluştu

  • Haberler
4grup-gelir-idaresi-bulusma-02

İstanbul Sanayi Odası (İSO), vergi konularını görüşmek ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmak üzere Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın üst düzey bürokratları ile sanayicileri buluşturan bir toplantı düzenledi. İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İrfan Özhamaratlı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya, Gelir İdaresi Başkanlığı Başkan Yardımcıları Rıza Çelen ve Mahmut Sütcü, İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Bekir Bayrakdar, Gelir Yönetimi Daire Başkanı Mehmet Arabacı, Grup Başkanı Fazıl Poyraz, Büyük Mükellefler Dairesi Başkanı Bülent Sarıgül, İstanbul Vergi Dairesi Başkan Yardımcıları Hakkı Sayan ve Rıza Bilgiç katıldı.

Gelir İdaresi Başkanlığı yetkililerinden oluşan heyet ve İSO Meslek Komiteleri firma temsilcilerinin katıldığı “İSO Meslek Komitelerinin Gelir İdaresi Başkanlığı ile ilgili konulara ilişkin görüş ve önerileri” başlıklı toplantıda sanayiciler, yaşadıkları zorlukları ve çözüm önerilerini birinci elden aktarma fırsatı buldu. İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İrfan Özhamaratlı’nın yönettiği toplantıya İSO Meclis Başkanlık Divanı Katip Üyesi Kemal Akar da katıldı. Toplantıda ayrıca 42. Grup Metal Aletler, Hırdavat Ve Isı Cihazları Sanayii Meclis Üyesi Mustafa Mertöz sektörlerinin Gelir İdaresi Başkanlığı’nın faaliyet alanına giren konuları ve yaşanan sorunları aşağıda yer alan başlıklar altında gündeme getirdi.

KDV İle İlgili Sorunlar

KDV İADE SİSTEMİ İLE İLGİLİ YAŞANAN SORUNLAR

I. KDV iade taleplerinde, indirilecek KDV listesi, satış faturaları listesi, yüklenilen KDV listesinin hazırlanması aşamasında her bir belgeye ayrı ayrı yer verilmektedir. Söz konusu listelerin manuel olarak hazırlanması nedeniyle, bu listelerin oluşturulması oldukça fazla zaman kaybına neden olmakta ve doğal olarak iade süreci de uzamaktadır.

Yürürlükten kaldırılan 84 Seri No.lu KDV Tebliği’nin “1.1.3.1 Belge İbraz Edenlerin Yapacakları İşlemler” başlıklı bölümünde “…şu kadar ki; tutarı Vergi Usul Kanununun 232.maddesinde yer alan ve ilgili yılda uygulanmakta olan haddin altında kalan mal ve hizmet alımları bu listede tek kalemde gösterilebilir…” denilmek suretiyle fatura düzenleme sınırı altında kalan mal ve hizmet alımlarına ilişkin belgelere tek kalemde kayıt etmeye izin vermek suretiyle uygulamaya yön vermekteydi.  Ancak 53 ve 60 Seri No.lu KDV Sirkülerleri ile bu uygulamaya son verilmiştir. Buna göre iade hakkı doğuran işlem nedeniyle, indirilecek ve yüklenilen listelerin oluşturulmasında tutarı ne olursa olsun her bir belgeye ayrı ayrı yer verilecektir. Her ne kadar Şubat/2010 tarihinde Maliye Bakanlığınca bir duyuru yapılarak iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle düzenlenecek listelerde indirilecek tutarın %5’ini aşmamak şartı ile toplu olarak giriş yapılmasına izin verilmiş gözükse de, bu tutar yetersiz kaldığı ve vergi dairelerinin konu hakkındaki farklı yorumları dolayısıyla açık bir ifade ile izah edilmediği için uygulama pek fayda sağlamamıştır.

İade listelerinin hazırlanması aşamasında fatura düzenleme sınırı tutarı altında kalan mal ve hizmet alımlarının tek kalemde gösterilebilmesi uygulamasına izin verilmesi iade sürecinin hızlanmasına yardımcı olacaktır.

II. KDV İade Risk Analiz Raporu “GEK 06 Alt Mükelleflerin fatura beyan tutarlılığı kontrolü” bölümünde, iade talep eden mükelleflerin indirilecek ve yüklenilen KDV listelerinde yer alan firmalar ile beyan tutarsızlığının olup olmadığı listelenmektedir. Söz konusu kontrol alt firmaların iade talep eden firmaya düzenlediği faturalar ile ilgili dönem KDV beyannamesinde beyan ettiği tutarlar karşılaştırılarak yapılmaktadır. Aynı bölümde ayrıca birinci alt firmanın BA formundan hareketle mal ya da hizmet alımında bulunduğu ikinci kademe alt firmasından yaptığı alımlara ilişkin beyan tutarsızlıkları varsa bunlar da listelenmektedir.

Vergi daireleri hem birinci alt firmalarla hem de ikinci alt firmalarla olan problemler için iade talebinde bulunan mükelleften izahat istemekte ya da duruma ilişkin düzeltme yapmasını istemektedir.

İade talep eden mükellefin beyanı doğru olmasına rağmen birinci veya ikinci alt mükellefin beyanında hata olması durumunda vergi daireleri iade talep eden mükelleften söz konusu firmaların beyanının düzeltilmesini talep etmektedir.  Birinci alt mükellefle sadece ticari ilişkisi bulunan, ikinci alt mükellefle hiçbir ilişkisi bulunmayan iade talep eden mükelleften söz konusu firmaların beyanlarının düzeltilmesinin istenilmesi doğru bir uygulama değildir. Eğer iade talep eden mükellef fatura vb. belgelerle kendi beyanının doğru olduğunu ispat edebiliyor ise alt mükelleflerin (özellikle de ikinci alt mükellefin) beyanlarının düzeltilmesinin iade talep eden mükelleften istenilmemesi gerekmektedir.

III. KDV İade Kontrol Raporunun Genel Esaslar Kontrol (GEK) bölümünde vergi incelemesi devam eden ya da vergi incelemesine sevk edilen mükelleflere ilişkin bilgiler yer alırken “Özel Esaslar Kontrol (OEK)” bölümünde iade talebinde bulunan mükellefin ve birinci alt mükelleflerin sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma ve düzenleme rapor kaydı bulunup bulunmadığının, defter belge ibraz edip etmediğinin tespiti yapılmaktadır.

İade talep eden mükellefler bu bölümde listelenen problemleri, birinci alt firmanın sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanan mükellef olması durumunda, alımlarını banka havalesi ile yapmaları durumunda çözebilmekte, birinci alt firmanın sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyen mükellef olması durumunda ise vergi dairesi bu tutarların iade edilecek KDV tutarından tenzil edilmesini ve indirilecek KDV'den çıkartılmasını talep etmektedir. Diğer bir ifadeyle kod uygulaması değişik bir formda halen devam etmektedir.

Dolayısıyla, iade talep eden mükellefin yapmış olduğu işlemin mahiyeti gerçek olmasına rağmen işleme ilişkinin KDV nin iadesinin yapılmaması, hatta indirilecek KDV listesinden çıkarılmak suretiyle mükellefin cezalandırılması söz konusu olabilmektedir.

Sorunun çözümü için Vergi Usul Kanunu’nda “Vergi Mahremiyeti”ni düzenleyen 5 inci maddesinde değişiklik yaparak sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri veya kullandıkları hakkında rapor bulunan veya bu konuda incelemeye sevk edilen mükelleflerin, ilgili birlik ve meslek odalarınca bunların mensuplarına da bildirilmesinin, kendisine bilgi verilen meslek mensuplarınca bu bilgilerin karşıt incelemeler kapsamında diğer meslek mensuplarına ve işlemlerinde muhatap olan mükelleflere bildirilmesinin; ayrıca vergi dairelerince mükelleflerce ilgili karşıt incelemeler nedeniyle işleme muhatap olan diğer mükelleflere bildirilmesinin de vergi mahremiyetinin ihlali sayılmaması gerektiği düşünülmektedir.

IV. KDV Uygulama Genel Tebliğinde KDV iadesi ile ilgili düzenlemelerde sadece hizmet ihracına yönelik iadelerde döviz alım belgesinin aranılacağı ifade edilmiştir. Ayrıca, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın 8.ci maddesinde 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008-13168 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde ihracat bedellerinin tasarrufu serbest bırakılmıştır.

Bununla birlikte vergi dairelerince ihraç kayıtlı satışlara ilişkin iade taleplerinde ihracatçının döviz alım belgesinin varlığı sorgulanmaktadır.

Yasal düzenlemede yer almamakla birlikte, vergi dairelerinin kendi insiyatifleri ile yaptıkları bu gibi uygulamalar da kdv iade sürecinin uzamasına sebebiyet vermektedir. KDV iadelerinde yasal düzenlemeler çerçevesinde tüm vergi dairelerinde standart bir uygulamanın yerleşmesi iade sürecini hızlandıracaktır.

Vergi dairelerinde KDV iade servisleri çok yoğun bu nedenle işlemler gecikmektedir,

KDV iade işlemlerinin büyüklüğü ve yoğunluğu nedeniyle İkitelli vergi dairesi yeterli gelmemektedir,

KDV iade dosyalarının Gelir İdaresi Başkanlığı Grubuna onaya sunulması. (Aylık 200K TL iade rakamını aşan mükelleflerin KDV dosyaları hem vergi dairesinde incelemeye sunuluyor, hem de GİB Grubu’nun” onayına sunuluyor. 200K TL üzeri iade rakamı için ortalama 1 ayda incelenen KDV iade dosyası için neredeyse bir o kadar da grup incelemesi bekleniyor. Bu zaman kaybına neden olmaktadır.

Amortisman İle İlgili Sorunlar

Faydalı ömür dikkate alınarak amortisman tavanı belirlenmeli, bu oranı geçmemek üzere istenen oran kullanılarak sabit kıymetler itfa edilebilmelidir. 

İktisadi ömrün tespitinde, ilgili kıymetin üretim tarihi, kullanılmaya başlandığı tarih veya diğer işletmelerde amortismana tabi tutulduğu süreler gibi kriterlerin de gözetilmesi sağlıklı olacaktır.

Yine amortisman ile ilgili olarak kıst dönem amortisman ayrılması gibi TFRS ile VUK arasındaki farklılıkların elimine edilmesi sağlıklı olacaktır.

Kurumlar Vergisi Uygulamaları İle İlgili Sorunlar

NAKDİ SERMAYE ARTIRIMINDA İNDİRİM UYGULAMASI

10 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile sermaye avansı yoluyla nakit sermaye artırımında, indirim uygulamasından yararlanabilmek için sermaye avansı olarak banka hesabına yatırılan tutarların banka hesabına yatırıldığı tarihi içeren hesap dönemi sonuna kadar bu tutarla ilgili sermaye artırımının tescil edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yılsonuna yakın bir tarihte sermaye artırım kararı alınması ve sermaye avansı olarak gönderilen tutarın da yılsonuna yakın bir tarihte gönderilmesi durumunda, sermayenin tescil edilmesi için yeterli süre kalmamaktadır.

Söz konusu düzenlemenin yeniden değerlendirilerek iptal edilmesi ya da sürenin takip eden hesap dönemi sonuna kadar olacak şekilde yeniden düzenlenmesi uygun olacaktır.

Vergi Denetimleri

VERGİ İNCELEMELERİNİN TAKDİR KOMİSYONUNA SEVK EDİLMESİ

Vergi idareleri ve inceleme elemanları, zamanında yapılmayan işlemleri, zaman aşımı süresinin son ayında hatta son günlerinde yapmaya çalışarak, konuyu takdir komisyonlarına aktarmakta, zaman aşımı kesilmekte, bu arada inceleme ve araştırma çalışmaları sürdürülmektedir. Böylece, VUK un bir maddesiyle, diğer bir maddesi (tarh zamanaşımı) işlemez hale getirilmektedir.

Önerimiz, takdir işlemlerinin, her halükarda tarh zamanaşımı içerisinde gerçekleştirilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılmalıdır.

Vergi Usul Kanunu İle İlgili Sorunlar

VERGİ USUL KANUNUNDA İSPAT EDİCİ KÂĞITLAR

Yurt dışı ile ilgili işlemlerde belge düzeni daha esnek bir yapıda yeniden düzenlenmelidir. Yabancı ülkelerde iş yapan ve masraflara katlanan kurumların bu ülkelerden elde edebildikleri tevsik edici vesikaların şekli ve içeriği çoğu zaman Türk vergi mevzuatının tanımladığından farklı olmaktadır. Bu da zaman zaman mükellefler ile vergi idaresi arasında görüş ayrılıklarına yol açmaktadır.

Yurtdışı mal/hizmet teslimlerinin, (özellikle iade, düzeltme vs. gibi durumlarda) tevsikinde kullanılan Debit Note / Credit Note gibi dokümanlar Türk vergi sistemi içinde tanımlı değildir.

Vergi Usul Kanun metninde, yurt dışındaki işlemlere ilişkin temin edilebilecek tevsik edici vesikaların tabi olacağı rejimin daha açık olarak tanımlanması mükellefler nezdinde bir belirsizliği daha ortadan kaldıracaktır.

VUK’UN DEFTER TUTMAYA İLİŞKİN İLGİLİ HÜKÜMLERİ

Defter tutma açısından, finansal tablolar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan Türkiye Muhasebe Standartları doğrultusunda hazırlanarak gerçek resmin(gerçeğe uygun değerin) tespiti ve beyanına dayandırılmalı ve bu kapsamda yasal defterlerin de Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca tutulmasına yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.

Ticari kardan mali kara geçişin ve vergiye tabi kazancın tespitinin ayrıca ihdas edilecek özel bir matrah bildirimi ile yapılması önerilmektedir. Vergilendirmede önemli bir aşama olması nedeniyle, bu süreçte YMM’lere bir görev ve fonksiyon yüklenmelidir.

VUK ‘da sadece TTK kapsamında olmayan mükelleflerle sınırlı düzenlemeler yapılmalıdır.

Yevmiye defterinde izlenebilecek hiçbir faaliyet veya vergi için (imalat defteri, bakım işleri defteri, BSMV defteri vb.) ayrı defter öngörülmemelidir.

Öte yandan, IFRS’lere göre tutulacak kayıtlar ile VUK düzenlemeleri arasında en temel ve yaygın fark amortisman, yeniden değerleme, değer düşüklüğü ayrılması uygulamalarında olacaktır.  Bu noktada VUK ile TFRS uyumlaştırılmalıdır.

VERGİ USUL KANUNUNDA MALİYET BEDELİ

Sabit kıymet iktisaplarında ortaya çıkan Kur Farkı ve Faiz Giderlerinin maliyet bedeli ile ilişkisinin nasıl kurulacağı hususunun açıkça belirlenmesi gerekmektedir.

Finansman giderleri bakımından duran varlık bedelleri, TMS yönünden kıymetin “kullanıma hazır hale gelmiş olma tarihi ” itibariyle kesinleşirken, VUK bakımından o dönemin (yılın) sonuna kadar olan finansman giderlerinin de maliyet bedellerine yüklenmesi nedeniyle TMS-VUK farklılığı oluşturmaktadır.

Bu durum özellikle üretim maliyetlerine giren amortismanlar itibariyle de farklılıklar yaratmakta, bunun sonucu olarak da VUK ve TMS maliyetleri arasındaki farklılıklar da artmaktadır.

Vade farklarının ve kur farklarının finansman gideri olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

VERGİ USUL KANUNUNDA “KARŞILIKLAR” İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER

Karşılık ayrılabilecek konular yeniden belirlenmeli, TMS kapsamında ayrılan karşılıklar ile olan farklılıklar olabildiğince azaltılmalıdır.

VUK 413 – MÜKELLEFLERİN İZAHAT TALEBİ

Mükelleflerin mukteza taleplerine belli bir sürede cevap verilmesi zorunluluğu öngörülmelidir.