Meclis Konuşması / İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı /30 Eylül 2009
Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri, kıymetli basın mensupları, Eylül ayı olağan Meclis toplantımıza hoş geldiniz diyor ve Yönetim Kurulumuz adına, sizleri, saygı ile selamlıyorum. Toplantımızı onurlandıran, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış’a, davetimizi kabul ederek meclisimize teşrif ettikleri için, teşekkür ediyoruz. Hoş geldiniz Sayın Bakanım.
Meclisimizin değerli üyeleri, Eylül ayı ile birlikte, küresel krizde, bir yılı, geride bırakmış bulunuyoruz. 2007 yazında, ilk işaretlerini veren mali krizin şiddeti, hatırlanacağı üzere 2008 sonbaharında, artmıştı. ABD’den, ardı ardına batan veya devlet tarafından kurtarılan “mortgage” şirketleri ve yatırım bankası haberleri geliyordu. 1929 krizinde ayakta kalmış, 158 yıllık Lehman Brothers’ın, beklenmedik şekilde batışı ise, adeta bir dönüm noktası olmuştu. Dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin, soru işaretleri ve belirsizlik de daha da artmıştı.
Doğal olarak o süreçte bizlerin aklındaki temel soru, Türkiye’nin ve Türkiye ekonomisinin bu krizden nasıl ve ne kadar etkileneceği idi. Bir yıl sonra ekonomik göstergelere baktığımızda, Türkiye ekonomisinin ne yazık ki bu krizden oldukça ağır etkilendiğini ve bizim dışımızda başlayan krizin adeta “bizim krizimiz” haline geldiğini görmekteyiz. Ekonomimiz, 2008’in son çeyreğinden bu yana üç çeyrektir aralıksız küçülüyor olmasını da beraberce yaşıyoruz.
Geçtiğimiz günlerde, kamuoyuna açıklanan orta vadeli planda, 2009 yılını %6’lık bir küçülme ile kapatacağımız öngörülüyor. Güncellenen milli gelir serisine göre, 2001 yılında ise, ekonomimizdeki küçülme oranı %5,7. Dolayısıyla, bu yaşadığımız, son yılların, en ağır krizi olarak karşımıza çıkıyor. Diğer taraftan, kriz, finans krizi olarak başlamıştı hatırlanacağı üzere ve bizde finans ve bankacılık sektörümüzün, bu krizden daha olumsuz etkileneceği şeklinde bir görüşe sahiptik. Ancak gelişmeler beklendiği gibi olmadı. Bankacılık sektörümüz çok fazla etkilenmezken, reel sektörümüz, özellikle de sanayimiz deyimi yerindeyse, adeta bir yıkım yaşadı.
İlk kez, 2008 yılının Ağustos ayında, sanayi üretimi küçülmüştü. Küçülme ne yazık ki, tam 12 aydır, yani bir yıldır aralıksız devam ediyor. Üretimle birlikte, sanayi istihdamı başta olmak üzere, istihdamda da büyük kayıplar ortaya çıktı, işsizlik, rekor düzeylere ulaştı. Sanayi üretiminde 2009’un ilk çeyreği çok olumsuz. İkinci çeyrekte nispi bir toparlanma oldu. Üçüncü çeyreğin ilk ayı, Temmuz ayında ise üretimdeki küçülme, %9,2 ile tek haneli, ama hala çok yüksek sayılabilecek bir oranda gerçekleşti.
Üretimin öncü göstergesi diyebileceğimiz kapasite kullanım oranı ise Ağustos ayında, bir önceki aydan, daha düşük çıktı. Verileri bir arada değerlendirdiğimizde, üretimdeki toparlanmanın, oldukça yavaş seyredeceği görülüyor. Oysa Türkiye ekonomisinin, Türkiye’nin daha büyük, daha hızlı adımlara ihtiyacı vardır. Ve Türkiye, daha büyük, daha hızlı adımlara, ancak ekonominin lokomotifi olan sanayi sektörünü tetikleyerek ulaşabilir.
Son büyüme verileri, sanayimizin, büyümedeki belirleyici rolünü, bir kez daha teyit etmiştir. Çok olumsuz geçen 2009 ilk çeyrekte imalat sanayi katma değeri %20,2 küçülmüş, ekonomideki küçülme de, %14,3 olmuştu. İkinci çeyrekte ise imalat sanayi sektörümüz bir miktar toparlanarak katma değerindeki düşüşü %8,7’ye çekmiş, ekonomi de aşağı yukarı, buna paralel bir seyirle %7 oranında küçülmüştür.
Bu veriler sanayimizin büyümedeki rolünü, bizce fazla söze gerek kalmadan açıkça ortaya koymaktadır. 2009’un ilk ve ikinci çeyreğine ait büyüme verileri biraz detaylı incelendiğinde, karşımıza sanayimizle ilgili bir başka dikkat çekici gelişme daha çıkmaktadır. Sanayi sektörümüzün katma değerindeki küçülme, üretimindeki küçülmeden, daha azdır. 2009’un ikinci çeyreğinde, imalat sanayi üretimi %16,9 küçülürken, katma değeri bunun yarısı kadar bir oranda, %8,7 oranında küçülmüştür. Bu rakamlar, imalat sanayimizin, ikinci çeyrekte tüm girdilerini çok verimli kullandığını, verimliliğini, büyük ölçüde artırdığını göstermektedir. Dolayısıyla bu zor koşullarda, hayatta kalma mücadelesi veren sanayicimiz, kendi elindeki imkanları en iyi şekilde kullanmış ve girdi-çıktı oranını iyileştirmiştir.
Biz bu kadar çaba gösteren sanayicimize, mutlaka destek verilmelidir diyoruz.
Yine büyüme verileri ile devam edecek olursak, kanaatimizce ikinci çeyrekte bir başka çok dikkat çekici gelişme daha karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, yılın ilk çeyreğinde özel tüketim harcamaları %10,2 oranında azalmışken ikinci çeyrekte azalma oranı, %1,2’ye gerilemiştir. Yani iç tüketimde 9 puanlık bir iyileşme sağlanmış. Başka hiç bir kalemde de bu boyutta bir iyileşme söz konusu değil.
Bu olumlu gelişmede, iç pazarda tüketimi canlandırmak üzere, Mart ayı ortalarında devreye giren ÖTV ve KDV indirimlerinin rol oynadığı açıktır. Büyüme verileri, alınan tedbirlerin işe yaradığını ortaya koymaktadır.
Başından beri her fırsatta, dile getirdiğimiz üzere ÖTV ve KDV indirimi uygulaması, tüm sektörleri kapsayacak şekilde genişletilerek mutlaka devam ettirilmelidir.
Dün, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni temsilen bir yatırım konferans’ına katılmak üzere New York’ta idim ve bu sabah döndüm. Konferans’a Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Sayın Ali Babacan da katılmıştı ve biraz önce de ifade ettiğim gibi bu sabah beraber döndük. Bu vesileyle, ÖTV ve KDV indirimi konusundaki görüşlerimizi, bizzat Sayın Babacan’a da aktarma imkanı buldum. Sayın Babacan’a da ifade ettiğim gibi, evet, mali disiplin çok önemli –ki biz bu konuda özellikle kendisinin hassasiyetini çok iyi biliyoruz- Türkiye’nin 90’lı yıllarda kamu açıklarından çok çektiğini de iyi biliyoruz. Ama şunu da hatırlatmadan geçemiyoruz ki, vergi gelirlerinin %70’ine yakınının dolaylı vergi gelirlerinden oluştuğu Türkiye gibi bir ülkede tüketim yavaşladığında, vergi gelirleri de azalacaktır.
Ekonomik durgunluk ortamında pek çok ülke çözüm olarak genişletici maliye politikalarına başvurmaktadır. Bizim de, bu durgunluk ortamında, mali disiplin anlayışımızı bir anlamda “yeniden yorumlamamız” gerekebilir diye düşünüyoruz. Ve şunu da hatırlatmak istiyoruz ki, ikinci üç ayda, ÖTV-KDV indirimi uygulaması, kapsamı daraltılarak devam etmişti. Eğer farklı bir uygulama olsaydı, büyük olasılıkla, Temmuz ve Ağustos aylarında sanayi üretiminde daha olumlu bir tablo ortaya çıkacak, toparlanma eğilimi daha büyük adımlarla devam edebilecekti.
Sayın Bakanım, Bakanlar Kurulu toplantılarında, bizlere destek vereceğiniz ümidiyle, konuyu sizin de, özellikle dikkatlerinize getirmek istedik.
Meclisimizin değerli üyeleri, sanayimiz, sanayicimiz, tarihinin en zor dönemlerinden birini geçirirken, bilindiği üzere bir başka felaket kapımızı çaldı. Türkiye ekonomisinin kalbi, Türk imalat sanayisinin merkezi, Türkiye’nin çağdaş yüzü İstanbul başta olmak üzere Trakya bölgemizde büyük bir felaketi yaşandı. Sel ve su baskınlarına maruz kalan bölgede Odamıza üye 4142 firma bulunmakta idi. Üyemiz bu 4142 firma ile felaket günü temas etme gayreti içinde olduk. Yine aynı gün içinde Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanımızla ve Sayın Bayındırlık ve İskan Bakanımızla temasa geçerek hasar gören üyelerimizden bize yansıyan sorunları ilettik ve acilen çözüm üretilmesini talep ettik. Aynı süreçte, çalışmaların koordinasyonu yürüten, Başbakan Yardımcımız Sayın Cemil Çiçek’le de görüştük ve görüşmelerimiz devam edecek. Yine afet bölgesindeki yerel yönetimlerle, temas içinde olduk. Konuyla ilgili olarak Devlet Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan ile gerçekleştirilen toplantıda da yine sorunları aktarma gayreti içinde olduk. Akabinde, Odamız eksperlerinden oluşan yirmi kişilik bir ekip, tek tek zarar gören tesislere giderek, selin makine parkında yol açtığı hasarın tespitini yaptı.
Çalışmalarımız sonunda, makine hasarı tarafımızca yaklaşık 74 milyon Türk lirası olarak hesaplanmıştır. Bu zararın, sadece makine parkı ile ilgili kısmı olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum, ki sel, üretim tesislerinde büyük hammadde, yarı mamul ve mamul kaybına da yol açmıştır. Dolayısıyla, İstanbul sanayi gerçekten, çok yüklü bir fatura ile karşı karşıyadır. Hasarla ilgili yaptığımız çalışmanın sonuçlarını ve raporlarımızı, başta Sayın Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek olmak üzere ilgili tüm bakanlarımıza göndermiş bulunuyoruz. Konu takibimizde ve takibimizde olacak ve tüm gücümüzle netice almak için, sel felaketinde zarar gören sanayicilerimizin biraz olsun sıkıntılarına çözüm üretebilmek için bütün gayretimizle çalışacağız bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Ve Sayın Bakanım, sizlerin huzurunda da sel mağduru sanayicimizin yaralarının sarılması hususunda da, desteğinizi beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Hükümetimizin bu konuda hassasiyet gösterdiğini biliyorum. Onu özellikle ifade etmek istiyorum ama neticenin de bir an önce alınmasını özellikle talep ediyoruz.
Sele maruz kalan tesislere yönelik vergi ertelemesi, bu anlamda, önemli bir ilk adım olmuştur ama devamı mutlaka gelmelidir. Hükümetimizin de desteği ile belki maddi kayıplar bir şekilde karşılanacak, ancak Sayın Başkanımızın da ifade ettiği gibi, felakette hayatını kaybeden 31 vatandaşımız geri gelmeyecek. Bu kadar büyük bir can kaybının ortaya çıkması gerçekten çok üzücü ancak üzücü olduğu kadar da düşündürücü. Felaket sonrasında, elbette öncelikle, yaralar sarılacaktır. Ama bir o kadar önemli başlık da, benzer felaketlerin bir daha yaşanmamasının önüne geçebilmek ve gerekli tedbirleri alabilmektir. İstanbul’un sele teslim olmuş bir metropol halini almasında, az veya çok, hepimizin de sorumluluğu olduğunu ben burada ifade etmek istiyorum. Doğaya saygı duyan, kurallara uyan, önceden tedbir alan, afetlere hazırlıklı bir İstanbul’a ve Türkiye’ye ulaşmakta, bunun için gereken zihinsel ve kurumsal değişimin gerçekleştirmesinde yine hepimize büyük görev düştüğünü de özellikle ifade etmek istiyorum.
Türkiye olarak ihtiyaç duyduğumuz değişim ve dönüşümü gerçekleştirmekte veya daha da önemlisi zamanında gerçekleştirmekte zaman zaman zorlandığımızı hepimiz biliyoruz. İşte, Türkiye’nin son yarım asrına damgasını vurmuş olan Avrupa Birliği projesi, siyasi ve ekonomik boyutlarının ötesinde, çağdaş uygarlık yolunda, kapsamlı bir toplumsal dönüşüm projesi olması itibarıyla da büyük önem taşımaktadır. Hatta, bizatihi yolculuğun kendisinin varılacak istasyondan, daha önemli olduğu yolundaki kanaat de buradan kaynaklanmaktadır.
2002 yılındaki seçimleri takiben, hükümetimiz, Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi yolunda son derece aktif bir politika izlemiş ve Türkiye’yi, müzakere eden ülke konumuna taşımak gibi, çok önemli bir başarıya da imza atmıştır. Ancak 2005 sonrasında her iki taraftan da kaynaklanan nedenlerle süreç, zor ve yavaş işleyen bir hal almıştır. Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan bir siyasi liderliğin ağırlık kazandığını da biliyoruz. Türkiye’nin tam üyeliği, teknik boyutundan çok, siyasi boyutuyla gündeme getirilmektedir. Özellikle sağ partiler imtiyazlı ortaklık konusunda, ısrarcı görünmektedir. Son olarak, Almanya’daki seçimler de, yine Türkiye’nin tam üyeliğine sıcak bakmayan siyasi kanadın başarısıyla sonuçlanmıştır.
Diğer taraftan küresel mali kriz, Euro bölgesinde ciddi bir tahribat yaratmış, kriz nedeniyle yükselen işsizlik oranları, AB kamuoyunun Türkiye’nin üyeliğine yönelik bakışını daha da olumsuz etkilemiştir. Avrupa Birliği son genişleme dalgasının gerektirdiği bazı kurumsal ve siyasi reformları gerçekleştirememişti. Bu eksikliğin üzerine bir de küresel krizin eklenmesiyle Avrupa Birliği, ekonomik ve sosyal sorunlarını aşmakta zorlandığı bir döneme girmiş görünmekte, hem genişleme hem de derinleşme sürecine yoğunlaşmakta sıkıntı çekmektedir. Ve tüm bunlar Türkiye’nin işini daha da zorlaştırmaktadır.
Ülkemize gelince, 2005 sonrasında hükümetimiz Avrupa Birliği konusunda, biraz önce de ifade ettiğim gibi başlangıçta koyduğu kararlılık ve azmi kaybetmiş gibi göründü. Avrupa Birliği uzunca bir süre, adeta gündemden çıktı. 2008 yılında ulusal programın güncelleştirilmesi, kararlılığın teyidi açısından önemli bir adımdı. Türkiye cephesindeki bir başka önemli adım da, tamamen AB ile müzakerelere yoğunlaşabilecek, yeni bir başmüzakerecinin atanması oldu. Sayın Bakanım, göreve gelişinizi ve sürecin hızlandırılmasına yönelik tutumunuzu, girişimlerinizi, ümit verici bulduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum.
Türk özel sektörü olarak bizler, Türk insanını hak ettiği seviyeye taşıyacak bir proje olarak gördüğümüz Avrupa Birliği sürecini başından itibaren destekledik. Bundan sonra da desteklemeye ve AB’ye tam üyelik yolunda hükümetimizle beraber çalışmaya devam edeceğiz. Ancak, verdiğimiz desteğin yanında, bizleri rahatsız eden bazı konuları dikkatinize getirmeyi de görev kabul ediyoruz.
Öncelikle, vizeler, taşıma kotaları ve serbest ticaret anlaşmalarından kaynaklanan sorunlar, aradan geçen elli yıla rağmen, hala giderilememiştir. Ürünleri Avrupa pazarında serbestçe dolaşan Türk işadamlarına yönelik vize uygulaması mutlaka ama mutlaka kaldırılmalıdır. Hukuki açıdan netlik kazandırılamayan seyahat serbestisi hakkı konusundaki anlaşmazlık, diplomatik yollarla çözülebilmeli ve AB üyesi ülkelerle anlaşmalar yapılabilmelidir.
Avrupa Birliği’nin, pek çok ülke ile vize uygulamasının kaldırılmasına yönelik anlaşmalar yaptığı bilinmektedir. Türkiye’nin de benzer bir anlaşma yapmak yönünde girişimlerde bulunması -ki bulunulduğunu da çok iyi biliyoruz- ve sonuç alınması süreci son derece olumlu etkileyecektir.
Diğer taraftan, AB müktesebatına uyumun, işletmelerimize büyük bir maddi külfet getirdiği de hepimizin malumudur. İstanbul Sanayi Odası olarak bizler, sanayimizin uyumu konusundaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürme gayreti içindeyiz. Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, AB’deki olumsuz hava, Türkiye’de de konunun zaman zaman gündemden düşmüş gibi görünmesi, kamuoyumuzda Türkiye’nin tam üyeliğe inancını zayıflattığını düşünüyoruz. Bu durum, firmalarımızın da, mevzuat değişikliklerini sorgulamalarına yol açabilmektedir. Bu çerçevede, Türk kamuoyundaki kuşkunun giderilmesi, uyum sürecimizin hızlanmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.
Evet, iki tarafta da, siyasi ve toplumsal desteğin zayıfladığı bir dönemdeyiz. Ancak şunu biliyoruz ki, Türkiye için, uzun dönemde, ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda en önemli çapa Avrupa Birliği’dir. Türkiye yoluna kararlılıkla devam etmeli ve tam üyelik dışında hiçbir seçeneğin kabul edilemeyeceğini her zaman olduğu gibi bundan sonra da ısrarla vurgulamalıdır.
Sayın Bakanım, ben görüşlerimizi ana hatlarıyla dile getirmeye çalıştım. Bizler esasen sizi dinlemek ve önümüzdeki döneme yönelik yol haritamız hakkında, bilgilenmek ihtiyacı içindeyiz. Bu çerçevede sizi aramızda görmekten ayrı bir memnuniyet duymaktayız.
Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri, sözlerimi ekonomik krizin, doğal afetlerin olumsuz etkilerini üzerinden atmış, büyüme, istihdam ve rekabet gücü ile ilgili sorunlarını çözmüş, refah düzeyini AB standartlarına yaklaştırma yolunda hızla ilerleyen bir Türkiye dileğiyle bitiriyor ve Yönetim Kurulumuz adına sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.
C. Tanıl KÜÇÜKİSTANBUL SANAYİ ODASIYÖNETİM KURULU BAŞKANI
İrtibat Bilgileri
Geçmiş Meclis Konuşmaları