İSTANBUL SANAYİ ODASI
İstanbul Sanayi Odası
Odamız
Meslek Komitelerimiz
Üyelik
Ekspertiz
Teşvikler
Eğitim ve Gelişim Faaliyetleri
Teknoloji ve Arge
Sanayinin Finansmanı
Çevre
AB ve Dış Ekonomik İlişkiler
Ekonomik Göstergeler
Faydalı Bağlantılar
Kütüphane
Yayınlar
Sanat Galerisi
Duyurular
Bilgi Edinme
Elektronik Hizmetler Sistemi
Seminer Eğitim Sistemi

Meclis Konuşması / İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı /24 Eylül 2008

Sayın Başkan, Meclisimizin değerli Üyeleri,

Siz de bahsettiniz Sayın Başkan; ben de müsaadenizle hem değerli Meclis üyemiz, sevgili dost, değerli insan Atilla Aksoy’u hem de yakın çalışma arkadaşım, yüksek ahlaklı, ciddi, vefakar, cefakar, Neşe Oğuzgiray’ı ve sevgili kızını huzurlarınızda saygı ve rahmetle anmak istiyorum. Nur içinde yatsınlar. Her ikisi de çok farklı insanlardı, çok değerli insanlardı. Ama Sayın Başkanımız da ifade etti. Hayat bu. Rahmet dilemekten öte ve acımızı içimize gömmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Yine Sayın Başkanımız da ifade etti, bütün bu acıların yanında Ağustos ayında yaşadığımız bu acıların yanında Eylül ayında bizi sevindiren olumlu bir gelişme yaşadık. Ben de değerli çalışma arkadaşım, 8 senedir Yönetim Kurulunda beraber çalışıyoruz, değerli çalışma arkadaşım Mehmet Büyükekşi’ye yeni görevinde, TİM Başkanlığında başarılar diliyorum. Başarılı olacağını da biliyorum. Her zaman ciddi ve özverili çalışmış bir insandır. Tebrikler, başarılar Sayın Büyükekşi.

Sayın Başkan, Meclisimizin değerli Üyeleri, kıymetli basın mensupları, Eylül ayı olağan Meclis toplantımıza hoş geldiniz diyor ve Yönetim Kurulumuz adına sizleri saygı ile selamlıyorum.

Bu ayki konuğumuz, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Sayın Ersin Özince’ye davetimizi kabul ederek, toplantımıza katıldıkları için teşekkür ediyoruz. Hoş geldiniz Sayın Özince. Sizi aramızda görmekten büyük bir memnuniyet duymaktayız. Açıklamalarınızı da ilgi ve dikkatle dinleyeceğiz.

Meclisimizin değerli Üyeleri, hatırlayacağınız üzere, Ağustos ayı Meclis toplantımızı meslek grupları değişiklikleri nedeniyle, olağan tarihinden önce 13 Ağustos’ta gerçekleştirmiştik. Dolayısıyla, yaklaşık bir buçuk aylık bir aradan sonra tekrar birlikteyiz, beraberiz. Bu bir buçuk aylık süre zarfında hem Türkiye hem dünya ekonomisinde önemli gelişmeler yaşandı. Amerikan mali sisteminde, 2007 yılının ikinci yarısından bu yana devam eden kriz, giderek derinleşti. ABD’den, ard arda, devlet tarafından kurtarılan mortgage şirketleri ve değerinin çok altında satılan yatırım bankası haberleri geldi. Son olarak, 29 bunalımında ayakta kalan, 158 yıllık Lehman Brothers’ın iflası, durumun ciddiyetini açıkça ortaya koydu.

Amerika Birleşik Devletleri, 1929’dan sonraki en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Bu ağır krizde dip noktanın, yani en kötünün geride kalıp kalmadığı konusunda ise kimse bir öngörüde bulunamıyor. Daha büyük bir çöküş olabilir mi, kabus bitti mi bu soruların cevapları henüz bilinmiyor ,bilinemiyor.

Bush yönetimi, devletin mali sistemin yanında olduğunu göstermek üzere 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini kongreye sundu. Bu destek paketi, bir umut yarattı, ancak, geleceğe yönelik soru işaretleri ve endişeleri tümüyle giderebilmiş değil. Amerikan medyasında, “Kurtarma planı kongreden geçer ama işe yaramazsa o zaman ne olacak?”, “Bir B planımız var mı” gibi sorulara sıkça rastlanıyor. Finansal kuruluşların açgözlü davranarak, aşırı risk almalarının diyetini vergi mükelleflerinin ödemek zorunda kalması, Amerika’da tartışmalara neden oluyor. Yaşanan kriz, ekonomide bir dönemin kapanışı olarak da değerlendirilmekte.

Pazar ekonomisinin kalbi diyebileceğimiz bir ülkede, kurtarma operasyonları ile pek çok kuruluşun adeta devletleştirilmesi, serbest piyasa ekonomisinin bitişi olarak görülüyor. Muhalif çıkışlarıyla tanıdığımız, Nobelli ekonomist Joseph Stıglıtz’in “Wall Street’deki çöküşü, Berlin Duvarı’nın çöküşüyle eşdeğer” olarak yorumluyor ve bu anlamda gerçekten dikkat çekici bir değerlendirme yapmış oluyor.

Kriz sonrası için, küresel finans sisteminde yeni düzenlemelere gidilerek, daha kurallı bir serbest piyasa ekonomisine geçileceği beklentisi hakim. Önümüzdeki dönemde, uluslararası ekonomi gündemini işgal edeceğine inandığımız bu tartışmaları bir tarafa bırakarak, ki Sayın Özince, finansal sistemle ilgili konularda bizleri daha detaylı bilgilendireceklerdir, ben, hepimizin aklındaki bir soruya, “Bütün bunlar ülkemizi, Türkiye’yi nasıl etkileyecek” sorusuna gelmek istiyorum. Ve sanırım ilk aşamada, bu soruya cevabımız, “dünya ekonomisinin lokomotifi olan Amerika’da yaşanan kriz, şöyle ya da böyle Türkiye’yi de mutlaka etkileyecektir’” şeklinde olmak durumunda.

Ancak, muhtemel etkilerin derecesini öngörmek pek kolay değil. Aşama aşama gidecek olursak; öncelikle, artık dünyada, düşük faiz yüksek likidite döneminin sonuna gelindiğini öngörebiliriz. Önümüzdeki günlerde, dışarıdan kredi bulmak eskisi kadar kolay olmayacağı gibi maliyetler de yükselecektir. Diğer taraftan, Batı ekonomilerinde büyüme yavaşlayacaktır. ABD ile dış ticaret hacmimiz pek büyük değil. ABD’ye yaptığımız ihracat, toplam ihracatımızın %5’i civarında. Ancak, toplam ihracatımızın %60’ına yakınını gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde büyümenin yavaşlaması bizi olumsuz etkileyecektir.

Avrupa ekonomileri genelinde yavaşlama öngörülüyor. Almanya ve İspanya’da ise küçülme bekleniyor. Özellikle en büyük dış ticaret partnerimiz olan Almanya’daki küçülme beklentisi Türkiye için iyi bir haber değil.

Meclisimizin değerli Üyeleri, hafızalarımızda hala canlılığını koruduğu üzere, Türkiye benzer bir mali krizi 2001 yılında yaşadı. Bu anlamda, Amerika’nın önünde gittiğimizi söyleyebiliriz! 2001 sonrasındaki yeniden yapılanma sonrasında, bankacılık sektörümüz eskiye kıyasla çok daha sağlam bir yapıya taşındı. Riskli finansal ürünlere fazla yönelinmedi. Bu, Türkiye için, bardağın dolu tarafını oluşturan önemli avantajlardan biri. Bardağın boş tarafına baktığımızda ise, ilk olarak, yüksek cari açık karşımıza çıkmaktadır. Cari açık, 2008’de de hız kesmeden devam etmiştir. Son verilere göre, Temmuz 2008 itibariyle, bir yıllık cari açık 47 milyar, yedi aylık cari açık da 32 milyar dolardır.

Cari açık artarken, maalesef ki aynı dönemde döviz girişi de azalmıştır. 2008’in yedi ayı sonunda, net doğrudan yatırım girişinde, bir önceki yılın aynı dönemine göre, %41 oranında, net portföy yatırımı girişinde de %70 oranında azalma var. 2007’nin yedi ayı sonunda, resmi döviz rezervleri 7,8 milyar dolar artarken, 2008’in aynı dönemindeki artış, sadece 659 milyon dolarda kalmış.

Küresel finansal piyasalardaki bu koşullar altında, Türkiye bu kadar yüksek cari açık vermeye daha ne kadar devam edebilir? Cari açığını sorunsuz bir şekilde nasıl finanse edebilir?

Önümüzdeki dönemde, batı ekonomilerinde faizlerin yükselmesi durumunda, cari açığımızı finanse edecek fonları çekebilmek için çok daha yüksek oranlarda faizler ödemek zorunda kalabiliriz. Kanaatimizce, cari açık konusunda çok ama çok dikkatli olmak zorundayız.

Bardağın boş tarafındaki temel sorunlardan biri de, yüksek ara malı ithalatımız ki, bizler bu soruna her fırsatta dikkat çekme gayreti içindeyiz. Bu konu, yüksek dış ticaret açığı ve cari açığın da ana nedenlerinden biri. 2008’in ilk yedi ayı sonunda ihracatımızın toplamı 81,4 milyar dolar. Aynı dönemdeki ara malı ithalatımız ise, 95,8 milyar dolar. Bunun 29,4 milyar doları enerji ithalatı. Dolayısıyla, önümüzdeki manzara şu: Yaptığımız ihracat, bırakın, ülkemiz için artı değer yaratmayı, üretim yapabilmek için ihtiyaç duyduğumuz girdileri ithal etmeye bile yetmemiş.

Veriler, girdi ithalatımızın giderek arttığını gösteriyor. 1998 yılında ithalatımızın %64’ü ara malı iken, 2008’in ilk yedi ayında bu oran %76’ya yükselmiştir. Bu yapı sürdürülebilir değil! Türkiye, bu durumu değiştirmek ve burada mutlaka bir denge sağlamak zorunda.

Bardağın boş tarafına bakmaya devam edecek olursak, reel sektörümüzün yabancı para cinsinden borçlarının yüksekliği bir diğer önemli risk olarak karşımıza çıkmaktadır. Eldeki son verilere göre, 2008’in ilk çeyreği sonu itibariyle, özel sektörümüzün dış borcu 172 milyar dolar. Bu borcun, 112 milyar doları, finansal olmayan kuruluşlara, yani reel sektöre ait. Burada bir olumlu nokta, reel sektörün, 112 milyar dolarlık dış borcunun, 87 milyar dolarını, yaklaşık %78’ini uzun vadeli borçların oluşturması. Dış borçların çoğunlukla uzun vadeli olması, reel sektörümüze bir miktar nefes alma imkanı sağlayabilecek.

Türkiye ekonomisi için bir diğer risk, büyümenin yavaşlaması. Kaldı ki, bu konuda Türkiye zaten uzun zamandır sıkıntılı. 2008’in ikinci çeyreğinde, GSYİH, sadece %1,9 oranında büyüdü. Bu oran, 26 çeyrektir devam eden kesintisiz büyüme döneminin, 2002 ilk çeyrek hariç, en düşük oranı. İkinci çeyrekte, özel sektör yatırım harcamaları sadece, %0,6 artmış, makine ve teçhizat harcamaları ise %2,7 oranında küçülmüş. Bu veriler, özel sektör yatırımlarının neredeyse durma noktasına geldiğini göstermesi bakımından özellikle önemli. Aynı dönemde, özel tüketim harcamalarının sadece %2,8 oranında artması, iç talepteki sıkıntıların devam ettiğinin işareti.

Büyümede 2008’in ikinci yarısına yönelik öncü veriler de, ne yazık ki iç açıcı değil. Büyümenin lokomotifi olan sanayimizde üretim, Temmuz ayında %3,4 gibi düşük bir oranda artmıştır. İhracatımıza gelince, TÜİK verilerine göre, Ocak–Temmuz döneminde ihracatımızdaki ortalama artış %39. TİM, Ağustos ayı ihracat artış oranını %27.6 olarak açıkladı. Dolayısıyla, Ağustos ayında, yılın yedi ayındaki ortalama oranın altında kalan bir artış söz konusu. Biraz daha ayrıntılı bakınca, bunda en büyük etkenin taşıt araçları ihracatındaki yavaşlama olduğu görülmektedir. İhracatımızın lokomotifi konumunda olan bu sektörümüzdeki, yavaşlamanın kalıcı olmayacağını ümit etmek istiyoruz.

Daha önce de başka vesilelerle ifade ettiğim gibi, sanayicimiz adeta cambazlık yaparak, elindeki tüm imkanları kullanarak üretim ve ihracat mücadelesini sürdürmektedir. Doğalgaz ve elektriğe yapılan zamlar bu mücadeleyi daha da zorlaştırmıştır. Sanayide kullanılan elektriğe yılbaşından bu yana toplam %60’a yakın zam yapılmıştır. Nispeten daha olumlu yıllarda, ertelenen, adeta halının altına süpürülen elektrik zammı, çok kritik bir dönemde, birikmiş halde adeta sanayimizin yakasına yapışmıştır. Bunun doğru bir fiyatlandırma politikası olduğunu söylemek de mümkün değildir.

Meclisimizin değerli Üyeleri, önümüzdeki tabloyu görebildiğimiz kadarıyla sizlerle paylaşmaya çalıştım. Geriye dönüp baktığımızda, büyümedeki yavaşlamanın da küresel krizde gelinen noktanın da beklenmedik, hazırlıksız yakalanan, sürpriz gelişmeler olarak değerlendirilemeyeceği açıkça görülmektedir. 2006 yılındaki dalgalanmayı takiben büyüme tökezlemeye başlamıştı. Likiditedeki bolluğun ilelebet süremeyeceği, dış kaynak girişine ve düşük kura bağlı büyümenin bir noktada yavaşlayacağı da biliniyordu. Küresel piyasalardaki geçen yaz patlak veren krizin, dalga dalga devam edeceği belliydi. Elbette ki hükümet ve ekonomi yönetimi de bu risklerin farkındaydı. Ama ne yazık ki, Türkiye, zamanı yeteri kadar iyi değerlendirememiştir. 2007 yılını seçimlerle, siyasi krizlerle geçirdik. Ekonomi, birinci gündem maddesi olmadı, olamadı. 2008’in başlarında, küresel kriz tehdidinin de etkisiyle, uzun yıllardır gündemde olan bazı reformlarda bir miktar mesafe alınabildi. Sonra ekonomi adeta yine unutuldu. Yine siyaset ön plana çıktı.

30 Temmuz 2008 günü, Anayasa Mahkemesinin AKP’ye yönelik kapatma davasını karara bağlaması ile iş dünyası olarak, artık ekonominin ön plana çıkacağı ümidi ve beklentisi içindeydik. Ne yazık ki, ümitlerimiz yine boşa çıktı ve bugünlere geldik.

Şimdi karşımızda ciddi bir tehdit var. Ama bu tehdit karşısında tümüyle de savunmasız değiliz. Bardağın dolu tarafları da var. Bankacılık sektörümüz gibi, bütçe dengelerimiz de geçmişe kıyasla çok daha iyidir. Bütçe dengesinde, faiz dışı fazlada, faiz giderlerinde hedefin üstünde bir performansımız söz konusu. Sayın Başbakanımızın, ekonomi ile ilgili son basın toplantısında mali disiplinin devam edeceğini ısrarla ifade etmesi, özellikle yaklaşan yerel seçimler öncesinde bizim için çok önemli.

Sayın Başbakan aynı toplantıda, kayıt dışı ile mücadeleyi de gündeme getirmiştir. Bu konuda daha önce de benzer açıklamalar duymuştuk. Ümit ediyoruz ki kayıt dışı ile mücadelede, artık, istek beyanından, irade koyma aşamasına geçilmiştir.

Bardağın dolu tarafındaki önemli bir unsur da dayanıklı reel sektörümüz. Uzun yıllardır zor koşullarda rekabet mücadelesi veren Türk reel sektörü, krizlere karşı adeta aşılanmış gibi. Nitekim şimdiye kadarki aşamada, Türkiye nispeten başarılı bir sınav vermiştir. Bundan sonra yapmamız gereken, süratle bardağın boş taraflarını nasıl dolduracağımıza, krizi nasıl fırsata çevirebileceğimize odaklanmak olmalıdır.

Kriz, nasıl fırsata çevrilebilire gelince… Unutmayalım ki, rahat zamanların rehaveti içinde ertelenen mecburiyetler, örneğin yıllardır beklediğimiz rekabet gücünü destekleyici reformlar gibi mecburiyetler, kriz tehdidi karşında daha süratle hayata geçirilebilir. Yine unutmayalım ki, hem insanlar hem sistemler zor zamanlarda daha yaratıcı olabilmektedir. Birçok icat, birçok buluş, böyle zor zamanların ürünüdür. Bizler de, kriz koşullarında yaratıcılığımızı zorlayarak ihracat pazarlarımızı, ürünlerimizi çeşitlendirebiliriz. Zaman içinde bunlar kalıcı kazanımlara dönüşecektir. Diğer taraftan, küresel finansal sistemdeki alt üst oluş, gelişmekte olan ülkeler için fırsatlar yaratabilir. Olası fırsatları dikkatle takip edebilmeliyiz. Tüm bunları başarmanın en önemli şartı da, dikkatlerin ekonomide olmasıdır. Ekonomi yönetiminde bütünlüğün, koordinasyonun güçlenmesi. Hükümet ve ekonomi yönetimi bu anlamda tarihi bir sorumluluğa sahip. Bu çerçevede, son iki yıldır, her fırsatta yaptığımız çağrıyı bir kez daha tekrarlıyor ve gündemin birinci maddesi artık ekonomi olmalıdır diyoruz.

Sayın Başkan, Meclisimizin değerli Üyeleri, Sayın konuğumuz, sözlerimi bitirirken, sabrınız için teşekkür ediyor, sağlık ve başarı dileklerimle bayramınızı şimdiden kutluyor ve Yönetim Kurulumuz adına sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

C. Tanıl KÜÇÜK
İSTANBUL SANAYİ ODASI
YÖNETİM KURULU BAŞKANI

 

  
  Bu site içeriğinin her türlü hakkı İstanbul Sanayi Odası'na aittir. İzinsiz hiçbir yayında kullanılamaz.
Copyright İstanbul Sanayi Odası 2010
Anasayfa - İletişim