Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme

Sanayimiz; finansmana erişim güçlüklerinden yüksek maliyetlere, küresel rekabet baskısından bölgesel ve jeopolitik risklere kadar ağır bir yük altında üretmeye devam ediyor. Böylesi bir dönemde üretim hayatının ihtiyaçlarının doğru anlaşılması, sanayicinin sesinin duyulması ve sorunlara kalıcı çözümler geliştirilmesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
Bu anlayışla temmuz ayı Meclis toplantımızın ana gündemini “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” olarak belirledik. Çünkü erken sanayisizleşme, yalnızca üretim rakamlarıyla veya imalat sanayinin milli gelir içindeki payıyla açıklanabilecek bir mesele değildir. Bu süreç; yatırım iştahını, istihdam yapısını, genç kuşakların meslek tercihlerini, çalışma kültürünü ve toplumun üretime bakışını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir dönüşümdür.
Gelişmiş ülkelerde sanayinin ekonomi içindeki payının azalması, yüksek teknolojiye dayalı üretim yapısından bilgi toplumuna geçişin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ise geleneksel sektörler güç kaybederken hizmetler sektörünün ağırlığı artmakta; ülkemiz klasik sanayileşme sürecini tamamlamadan hizmet ağırlıklı bir yapıya yönelmektedir. Bu tabloyu ülkemizin geleceği açısından önemli bir risk olarak görüyoruz.
Bugün sanayicilik, geçmişte olduğu gibi, ne yazık ki güçlü bir başarı ve gelecek hikâyesi olarak algılanmıyor. Gençler teknik mesleklerden uzaklaşırken aileler de çocuklarını üretimden çok, daha “rahat” gördükleri işlere yönlendirebiliyor. Ustalık, operatörlük ve teknik kariyer basamakları cazibesini kaybediyor. Oysa sanayi; yalnızca fabrikalardan değil, KOBİ’lerden, tedarikçilerden, mühendislerden, teknisyenlerden, ustalardan ve girişimcilerden oluşan büyük bir üretim ekosistemidir. Bu ekosistem zayıfladığında yalnızca fabrikalar kapanmaz; bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretme kabiliyeti de aşınır.
Ayrıntılarını ilerleyen sayfalarımızda da okuyabileceğiniz gibi; Meclis toplantımız kapsamında düzenlediğimiz panelde değerli konuklarımızla birlikte erken sanayisizleşmenin ekonomik, toplumsal ve küresel boyutlarını ele aldık. Meclis Üyesi sanayicilerimiz ile birlikte interaktif ve verimli geçen toplantımızın, sanayimizin geleceğine ilişkin farkındalığı artıracağına ve karar vericiler açısından güçlü bir uyarı niteliği taşıdığına inanıyorum.
Bu endişeleri doğrulayan en somut göstergelerden biri de haziran ayında açıkladığımız İSO 500 araştırmamızın ardından geçen ay kamuoyu ile paylaştığımız İSO İkinci 500 araştırmamızın 2025 yılı sonuçları oldu. Üretimden satışların reel olarak yataya yakın seyretmesi, ihracattaki gerileme, 150’yi aşkın firmanın zarar açıklaması ve faaliyet kârının yüzde 87’sinin finansman giderlerine ayrılması, sanayicimizin karşı karşıya bulunduğu baskıyı açıkça ortaya koydu.
Sürdürülebilir kalkınma ve kalıcı refahın ancak güçlü, verimli ve yüksek teknolojili bir sanayi yapısıyla mümkün olduğunun; sanayiye sahip çıkmanın Türkiye’nin üretim gücüne, bağımsızlığına ve geleceğine sahip çıkmak olduğunun unutulmaması dileklerimle hepinize sağlıklı ve huzurlu bir ay geçirmenizi diliyorum.
Erdal BAHÇIVAN
İstanbul Sanayi Odası
Yönetim Kurulu Başkanı