Divriği’nin 800 Yıllık Ulu Camisi Tarihe Meydan Okuyor

  • Etkinlikler
sivas-divrigi-02

Kent merkeziyle adeta bir açık hava müzesini andıran Sivas, özellikle Divriği ilçesinde bulunan UNESCO kültür mirası listesinde yer alan 800 yıllık Ulu Cami’siyle dikkatleri üzerine çekiyor. Turizm potansiyeli yüksek bir kent olan Sivas, birçok madene sahip olması, Organize Sanayi Bölgeleri’nin bulunması, hızla gelişen ekonomisine rağmen, en fazla göç veren illerimizden biri.

Tarihi, Maden Taş Devri ile Tunç Devri’ne kadar uzanan Sivas sırasıyla Hitit, Frig, Pers, Roma, Mengücekli Beyliği, Danişment Beyliği, Selçuklu, Osmanlı medeniyetlerinin bir parçası oldu. Son olarak Cumhuriyet’in temeli bu önemli şehirde atıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Anadolu’nun dört bir yanından gelen seçilmiş vekiller Temsil Heyeti’ni oluşturarak Cumhuriyetimiz için elzem kararları burada aldı.

Anadolu'nun yüksek platoları üzerine kurulu ilin ortalama yüksekliği 1.285 metre. Yüksekliği ve karasal iklimi nedeniyle kışları oldukça soğuk olan Sivas’ta yazlar sıcak geçiyor. Sivas 28.619 kilometrekarelik yüz ölçümüyle Türkiye’nin ikinci büyük ili durumunda.

İlçeleri ise Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Gemerek, Gölova, Gürün, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli ve Zara’dır. 2013 nüfus kayıt sonuçlarına göre Sivas’ın köy ve ilçeleriyle toplam nüfusu 623.824. Sivas’ın asıl nüfusunun ise kent dışına göç ettiği söyleniyor. Sadece İstanbul’da 2.5 milyon Sivaslının yaşadığı söylenirken, kent dışında yaşayan Sivaslıların nüfusunun 6.5 milyonu bulduğu belirtiliyor…

Divriği Ulu Camii Ve Darüşşifası Unesco Kültür Mirası Listesi’nde

Kuşkusuz Sivas dendi mi akla ilk gelecek olan iki büyük eser var. Bunlardan biri tartışmasız Divriği Ulu Cami, Diğeri ise kent merkezinde bir abide gibi duran çifte minare…

Ulu Cami bugün Unesco tarafından dünya mirası olarak korumaya alınmış tek yapı olarak kabul ediliyor. 1.200’lü yılların başında yapımı 15 yıl süren bu muhteşem eser ile ilgili olarak isterseniz sözü Divriği Ulu Cami İmam Hatibi Nail Ayan’a bırakalım. Ayan İSO Yönetim Kurulu ve Meclis Üyelerine caminin ve şifahanenin özelliklerini özetle şöyle anlattı:

Divriği Kalesi’nin güneyinde Ağımbat Tepesi’nin batı eteğinde yükselmekte olan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, uzaktan bakıldığında sadece cami olarak görülürken, yakından bakıldığında caminin güneyinde bir darüşşifanın yani hastanenin inşa edilmiş olduğu anlaşılıyor.

Cami 1228-29 yıllarında Mengücekli Beyi Ahmed Şah tarafından; Darüşşifa ise aynı tarihte, Ahmed Şah'ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah’ın kızı olan Turan Melek tarafından Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırılmış evrensel nitelikte bir başyapıt.  Bu yönleriyle Anadolu Selçukluları’nda bitişik nizamda yapılan ve bir kadın ile erkeğin yaptırmış olduğu tek eser. Mükemmel bir işçilikle harmanlanan ve 1240 tarihinde yapılan caminin ahşap mimberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara ait.

Baş mimar, bu eseri sadece taşların birbirine geçme usulü olan kilit taş sistemiyle yapmış. Baş mimarın ve ustaların, kapılardaki motiflerin her birini ince ince hesapladığı ve motifleri yaparken bilime başvurduğu görülüyor. Eserin gerek kapılarına gerekse içerideki motiflerinde uzaktan bakıldığında simetri, yakından bakıldığında asimetri hakim. Sayı olarak on binleri bulan ve kendini hiçbir yerde tekrarlamayan, tek olan motifler, Allah’ın birliğinden yola çıkılarak yapılmış. Eserde süslemelerin olduğu dört kapı mevcut. Bunların üçü cami kısmında biri ise şifahanede.

Şifahanede bütün hastalıkların yanı sıra özellikle akıl hastaları tedavi edilmekteydi. Buradaki Taç Kapısı’nda Selçuklu logosu olan 22 tane beşgen yıldız, bir denge sütunu, lale çelenleri, Süleyman mührü, İslam’ı temsil eden hilal motifler bulunuyor. Kapıdaki sekizgen silindirik kaide ise 1939 Erzincan depremine kadar dönme özelliğine sahipti. Bu denge sütunlarını yapmasındaki ana gaye, bunlar insanların el kuvvetiyle döndürebildiği süre zarfı içinde cami ve şifahane “ben dengedeyim” mesajını veriyor.  Sağ ve sol lale çelenklerinin üzerinde güneşi ve ayı temsil eden bir erkek ve kadın başı nakşedilmiş.

Tekstil Kapı

Batı Kapı, çarşıya baktığı için Çarşı Kapı olarak anılır ama en çok bilinen ismi Gölge Kapı ya da Tekstil Kapı’dır. Bunun nedeni motiflerin duvara kilim gibi işlenmesi. Mayıs ile eylül ayı arasında hava güneşli olduğu sürece, ikindiden 45 dakika önceki zaman zarfı içinde, her gün namaz kılan ve Kuran okuyan erkek gölgesi bu kapının iç mekanına dolmakta. Kapıda Allah’ın tekliğini temsil eden lale, ince ince işlenmiş geometrik motifler ve altı tane küre taşı bulunuyor. Kapının hemen yanında Selçuklu’yu simgeleyen çift başlı kartal ve hemen yanında Mengüceklileri temsil eden boynu bükük bir kartal var. Selçuklulara bağlılığı simgeleyen bu motifteki kartalın bir ayağının havada olması, Mengüceklilerin kendi gücünü temsil ediyor.

Cennet Kapı

En ihtişamlı, en görkemli, en heybetli, en muhteşem kapı olan kapı, kaleye baktığı için Kale Kapı, kuzeye baktığı için Kuzey Taç Kapı, kıbleyi tam karşıladığı için Kıble Kapı olarak biliniyor.  Ama en çok bilinen ismi Cennet Kapı’dır. Komple bir cennet bahçesine benzetilmiş ve bahçe içerisine mini bahçecikler yapılarak cennet ve cennetin katmanları anlatılmış. Güller, laleler, sarmaşıklar ve bitkilerin bulunduğu bezemeler yoğun olarak kullanılmış. Kapıdaki hayat ağacı motifi, insan hayatını simgelerken, onun üzerindeki güneş kursu, sonsuzluğu ifade eder. Vazodan çıkan sarmaşık ve onun üzerinde üç boyutlu işlenmiş devasa lotus yaprağı bulunuyor. Kapının zirve noktasında Sultanı Muazzama Halifenin yardımcısı Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat ismi geçmekte. Aşağısında bayanların gerdanlık ve kolye motifleri var. Sağda ve solda altında ateş yanan kazanlar ise cehennemi yansıtıyor. Yaz aylarında, sabah güneş doğarken, tesettürlü bir bayan gölgesi de bu kapıda çıkmakta.

İç Mekan

Caminin iç mekânı genel anlamda sadedir. Burada asıl ehemmiyet tonozlara verilmiştir. 23 tane tonoz 16 tane sütun üzerine oturtulmuştur. Sütunlardan 7’si orijinaldir. Kalın olan sütunlar ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış. Minarenin etrafındaki dairesel payandayı Mimar Sinan ve çırakları yapmış ve üzerine Kanuni Sultan Süleyman’ın mührünü nakşedilmiş. Cennet kapısının hemen arkasında iki emanet sandığı ve sadaka taşı bulunuyor.  Hemen yanında bir tane gücü temsil eden mızrak, bir tane de demir oksit boyasıyla boyanmış ilmin sembolü olan meşale motifi var.

Mihrap, genel anlamda bir saray kapısını andırır. Motifler imamın göz hizasına kadar sade bırakılmıştır. Bu mihrabın dünyada eşi benzerinin olmamasının sebebi ise, derinlemesine ve enlemesine üç boyutlu yapılışıdır.

Cami ile ilgili araştırmalar yapan araştırmacı-yazar Ruhan Özaygün, Divriği Ulu Cami ile ilgili hiç kimsenin bilmediği bilgileri paylaştı:

Hepimiz mıknatısı biliriz. Mıknatısta aynı kutuplar birbirini iter, aksi kutuplar birbirini çeker. Divriği bölgesi demir madeni içerdiğinden mütevellit, demir de manyetik alan içerir. Cennet kapısındaki pusula genellikle onu gösterir. Şifahanedeki kapıda bizim dönen bir taşımız vardır. Bu taş devamlı olarak hiç durmadan, hocamızın söylediği gibi 1939 yılına kadar dönüyordu.

Erdal Bahçıvan: “Ulu Cami’yi İstanbul’da Anlatacağız”

“Burada bizi bir rüya alemine çektiniz. Özellikle hem size hem değerli hocamıza bugün yapmış olduğunuz rehberlikten dolayı çok teşekkür ediyoruz. Gönlümüz bu mekanın çok daha fazlasıyla ziyaret edilmesini ve Anadolu’nun gücünü, 800 yıl önce yapılanların değerinin anlatılmasını ve özellikle gençlerimizin bunları görmesini arzu ediyor. Ama en azından bugün İstanbul’dan gelenler olarak bu bilgileri İstanbul’a yansıtmaya çalışacağız. Divriği’ye daha fazla insan getirebilirsek Sivas’ın ekonomisine bir kazanç olur. İnşallah bu eser daha yüzlerce yıl, kıyamete kadar yaşayacaktır.”

Divriği Kaymakamı Mehmet Nebi Kaya: “Ulu Camii’nin Restorasyon Projesi Hazır, Destek Bekliyoruz”

El Hamra Sarayı İslam mimarisinin önemli eserlerinden biri ve İspanya’da bulunuyor. Günde 8.000, yılda 25 milyon turist geziyor. Bizim hedefimiz çok değil, 1 milyon. Ama biz ne kadar gayret edersek edelim, sivil toplum kuruluşlarımızın, iş adamlarımızın, vatandaşlarımızın desteği ve ilgisi olmadığı sürece bu akim kalacaktır.

Restorasyon projesi hazır, ihale edilecek. Ancak eserin ikinci bir örneği olmadığı için hem hocalarımız hem bakanlığımız, bu işle alakalı kim varsa herkes kılı kırk yararak hareket ediyor. Çünkü yapılacak bir hatanın telafisi yok. Projenin içinde çevre düzenlemesi de var.

Divriği Ulucami’yi yapanlar bütün ilimlere sahipler. Eğer astronomiyle ilgileniyorsanız, mesela güneşi kullanmışlar ve gölgelerin oluşumuna vesile olmuşlar. Tıpla ilgileniyorsanız, şifahanede kendinize çok fayda bulacaksınız. Matematik zaten had safhada kullanılmış. Bu, burayı yapan ecdadın ne kadar büyük bir ilim sahibi olduğunu da bizlere sergiliyor.

Buruciye Medresesi Bir Dönemin İlim Merkeziydi

Buruciye Medresesi veya diğer adıyla Hacı Mes'ud Medresesi, 1271 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Hamedan yakınlarındaki Burucird'den gelme Muzafferüddin Burucirdi tarafından yaptırıldı. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmış. Medrese, 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un Anadolu’yu yakıp yıkması olayından da nasibini almış ve yangından kalma siyahlıklar bugün hala gözlemlenebiliyor.

Kangal’daki “Doktor” Balıklar

Cins köpekleriyle meşhur alan kangal ilçesi, “doktor” balıklarıyla şifa dağıtıyor. Özellikle Sivas Termal Yaşam Merkezi tesislerindeki sıcak çermik havuzlarında bulunan “doktor” balıklar sedef hastalığının tedavisinde ve ölü derilerin vücuttan ayrılmasına yardım ediyor.

Tesiste SPA merkezi, fizik tedavi rehabilitasyon ünitesi, yüzme havuzu, fitness salonu bulunuyor.

Çifte Minareli Medrese Kent Meydanını Süslüyor

Medrese, 1271 yılında İlhanlılar Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırıldı. Medrese, süslemeli taç kapısı ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekiyor. Medresenin mekanı yıkılmış, sadece doğu yönündeki minarelerin bulunduğu asıl cephesi ayakta kalmış. Yapı Şifaiye Medresesi'nin tam karşısında yer alıyor.

Ekonomisi Her Geçen Yıl Gelişiyor

Tarım, ticaret, ulaştırma ve haberleşme ile sanayi sektörlerine dayalı olan Sivas ekonomisinin bunların dışındaki en büyük geçim kaynağı işçilik ve tüccarlık. Yaklaşık yüzde 60'ı köyde yaşayan il nüfusu geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. Ancak halkın büyük bir bölümü geçimini il dışında aramakta, bu nedenle buradan yurt içine ve dışına büyük göç oluyor. Halen kesin olmamakla birlikte İstanbul'daki Sivaslı sayısı 2 milyon civarında. 2011 yılında Kalkınma Bakanlığı tarafından yapılan sosyoekonomik gelişmişlik endeksi çalışmasına göre 81 il içerisinde Sivas 49. sırada yer alıyor.

Sanayi Küçük Ölçekli İşletmelere Dayanıyor

Demir yolu sanayi, otomotiv yan sanayi, mermer ürünleri, tekstil ve hazır giyim, mobilya, gıda, demir çelik sanayi, çeşitli metal ürünleri, beton malzemeler, maden istihracı, inşaat ve enerji sektörü sanayide ön plana çıkan sektörler. Sivas’ta faaliyet gösteren işletmelerin yüzde 31’i mikro ölçekli, yüzde 56’sı küçük ölçekli, yüzde 10’u orta ölçekli, yüzde 3’i ise büyük ölçekli işletmeler.

Gıda sanayi, Sivas’ın önemli bir hububat merkezi olması, hayvancılık konusunda Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biri olması gibi nedenlerle ağırlıklı bir değere sahip bulunuyor. Yeraltı zenginlikleri sebebiyle genel anlamıyla madencilik sektörünün yoğun olduğu Sivas, yeni yatakların tespit edilmesi ve bu kaynakların yüksek katma değerli ürüne dönüştürülebilmesi bakımından önemli bir potansiyel barındırıyor.

Eksantrik milinden diğer metal oto aksamlarına, kalorifer kazanlarından tarım makinelerine kadar çok sayıda ara malı ve tüketim malları makine sanayinin en önemli çıktıları olup TÜDEMSAŞ fabrikasında demir yolu taşımacılığı için vagon imalatı gerçekleştiriliyor. Hastane yatakları gibi uluslararası standartlar gerektiren medikal ürünler de dahil olmak üzere mobilya alanında son yıllarda hızlı bir ivme gösteren mobilya sanayi, hem küçük hem büyük ölçekli işletmelerle şehrin önde gelen sektörlerinden biri haline gelmiş durumda. İplik, çorap ve hazır giyim üzerine yoğunlaşan tekstil sektörü, şehirde istihdam sağlayan bir diğer önemli sanayi kolu.

Demir Yolu Lojistik Merkez Projesi

Sivas’ın özellikle demir yolu ulaşımındaki altyapısını değerlendirmek ve ekonomik açıdan Sivas’ın ve bölgenin kalkınmasına destek olmak için Demir Yolu Lojistik Merkezi Projesi yatırım programına alındı.

Sivas Lojistik Merkezi’nin, Türkiye Lojistik Sektörüne eklenen 1 milyon ton taşıma kapasitesi ile ihracatımıza 1.6 milyar dolar katkı sağlayacağı tahmin ediliyor.

Kenti en çok heyecanlandıran konu ise Sivas ile Ordu’yu birleştirerek, Sivas’ın denize ulaşımını 2.5 saate indirecek olan otoyol projesi… Bu projenin tamamlanmasıyla kent ekonomisinin lojistik gücü daha da katlanacak.

Dış Ticarette Yeni Yeni Ayağa Kalkıyor

Dış ticaret verileri incelediğinde son on yılda şehrin ihracat rakamlarının on kat artış göstermesi, barındırdığı sanayi potansiyelinin düzeyine işaret ediyor. 2002 senesinde 8.5 milyon dolar düzeyindeki ihracat değerleri 2012 itibarıyla 93 milyon dolar değerini aşmış bulunmakta. İhraç edilen ürün portföyü incelendiğinde madencilik başta olmak üzere makine ve teçhizat üretiminden mobilya imalatına, mineral ürünlerden metal eşya sanayine kadar geniş bir yelpazedeki sektörün ilin sanayine yön vermekte olduğu anlaşılıyor.

İhracat yapılan ülkeler açısından bakıldığında Uzak Doğu’dan Orta Asya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Avrupa ülkelerine kadar dünya coğrafyasının dört bir yanına üretim yapan bir sanayinin mevcut olduğu görülüyor. Ülkeler arasında ihracat rakamları sıralamasında Çin birinci sırayı alırken Almanya, ABD, İran ve Irak sırlamada bu ülkeyi takip ediyor.

Ulaşım Ağının Merkezinde

Sivas konum olarak incelendiğinde Türkiye’nin kuzey-güney ve doğu-batı doğrultusunda uzanan kara yollarının merkezinde olduğu görülüyor. Yük ve yolcu taşımacılığı yapmakta olan çok sayıda firma, bu güzergahtan geçmek durumunda olduğundan Sivas, ulaşım anlamında Türkiye’deki en elverişli şehirlerden biri konumunda bulunuyor.

Sivas’ın kara yolu ulaşımında en önemli projelerin başında Ordu-Sivas Kara yolu Projesi geliyor. Sivas’ın Karadeniz’e 2.5 saatte ulaşmasını sağlayacak olan bu güzergahın orta vadede tamamlanması hedefleniyor. Önemli limanlara erişim imkanlarının sağlandığı demir yolu taşımacılığı da Sivas’a lojistik anlamda avantaj sağlayan bir faktör.

Önümüzdeki dönemde tamamlanması planlanan yüksek hızlı tren ile Ankara’ya 2 saatte, İstanbul’a 5 saatte ulaşma imkanı sağlanacak. Türkiye’nin en uzun ikinci pistine sahip, iç ve dış hatlara hizmet verebilen Sivas Nuri Demirağ Havaalanı da birçok noktaya günlük seferler sunuyor.