İSO Meclisi’nde, İklim Değişikliğinin Ekonomiye ve Sanayiye Etkisi Konuşuldu

  • Meclis Konuşması
meclis-temmuz2017-02

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Temmuz ayı olağan Meclis toplantısı 26 Temmuz 2017 tarihinde “Küresel İklim Değişikliğinin, Sanayimize; Üretim, Sürdürülebilirlik, Verimlilik ve Rekabet Gücü Açısından Etkileri” ana gündemi ile Odakule’de gerçekleşti. İSO Meclis Başkan Yardımcısı Hasan Büyükdede tarafından yönetilen toplantının konuğu İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu oldu.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan meclis gündemi ile ilgili yaptığı konuşmasında, iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve yağış rejimindeki sapmaların sanayinin en önemli girdilerinden olan su kaynakları için tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek “Tedbir alınmazsa sanayi üretimimiz için gerekli suyu bulamayacağımız günler bizi bekliyor olabilir” dedi.


İSO Yönetim Kurulu Başkanı
Erdal Bahçıvan

Bahçıvan, “Hükümet, sanayiciler ve ilgili tüm aktörler tedbir almalı. Yüksek cari açığının en büyük kaynağı enerji ithalatına karşı yerli ve yenilenebilir enerji teşvik edilmeli. Sanayimizin de daha düşük enerji yoğun üretim yapması gerekiyor. Nesnelerin interneti, yapay zeka ve büyük veri teknolojileri daha verimli enerji kullanımına olanak verecek” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu da iklim değişikliği, kuraklık ve tarımı kapsayan ayrıntılı sunumunda “Tarımsal planlamamızı, uzun vadede iklim değişikliğine göre bugünden yapmamız gerekiyor. Suyu korumak için üç önerimiz var. Birincisi yağmur hasatı yapmamız lazım. Eskiden sarnıçlar kurularak bu yapılırdı. İkincisi kurak alanlarda sera yapılarak su korunabilir. Üçüncüsü de buharlaşmanın azaltılması. İklim değişikliği Türkiye'nin suyunu azaltacak. Türkiye'de sıcaklık artıyor, yağış azalıyor; tropikal iklim oluşmayacak. Çöl iklimine döneceğiz" şeklinde konuştu.

İstanbul Sanayi Odası Temmuz ayı Meclis toplantısı İSO Meclis Başkan Yardımcısı Hasan Büyükdede tarafından açıldı. Meclis oturumunu açarken gündemle ilgili konuşan Büyükdede şunları söyledi:

“Yaşanan iklim değişikliği nedeniyle ya çok soğuk kış ya da aşırı sıcak yaz mevsimlerine tanıklık ediyoruz. Bunun yanında aşırı yağışlar da meydana geliyor. İstanbul’da betonlaşmanın hesapsız artışı, toprak zemin alanının kalmaması, bina alanlarının yanlış belirlenmesi sonucunda rüzgar akımları kesiliyor. Bunun yanından nefes almamızı zorlaştıracak egzoz gazlar ve çöplerden doğan metan gazı atmosfere salınıyor. Böylece yaşadığımız mekanların üzerini battaniye gibi kapatıyoruz. Küresel ısınma önlenemez ise iklim değişiklikleri yaşam tarzımızı, verimliliğimizi ve sanayimizi etkileyecek. Bugün küresel iklim değişikliğinin sanayimize rekabet gücü açısından etkilerini konuşma olanağı bulacağız.”


İSO Meclis Başkan Yardımcısı
Hasan Büyükdede

İSO Meclis Başkan Yardımcısı Hasan Büyükdede, konuşmasından sonra, gündem hakkındaki görüşlerini aktarması için kürsüye İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ı davet etti. Bahçıvan konuşmasına küresel iklim değişikliğinin dünyanın ısınmasına, yağış düzeninin değişmesine, biyoçeşitliliğin azalmasına ve doğal kaynakların tükenmesine neden olduğunu söyleyerek başladı. Bahçıvan en son geçtiğimiz hafta Salı günü İstanbul’da tanık oldukları gibi, afet derecesindeki ani ve güçlü yağışların hayatı olumsuz etkilediğini söyledi.

Daha önce de Meclis çatısı altında gündeme getirdikleri Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 Küresel Risk Raporu’nda iklim değişikliğinin geçmişe kıyasla en önemli risklerden biri olarak görüldüğünü belirten Bahçıvan, iklim değişikliğine bağlı su krizleri, gıda kıtlığı, sınırlı ekonomik büyüme, göçler ve artan güvenlik risklerinin ekonomiyi olumsuz etkilediğini kaydetti.

Doğada yaşanan tahribatın aynı zamanda sanayi için çok önemli olan enerji ve ham madde kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını da tehlikeye attığına dikkat çeken Bahçıvan, bir yandan kaynaklar azalırken diğer yandan, enerji başta olmak üzere üretim girdilerinde maliyetlerin arttığını vurguladı.

Sanayi üzerinde oluşan tehditlere bir örnek veren Bahçıvan, iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve yağış rejimindeki sapmalar sonucu, sanayi için en önemli girdilerden biri olan su kaynaklarının azaldığını ve tedbir alınmazsa sanayi üretimi için gerekli suyu bulamayacakları günlerin kendilerini bekliyor olabileceğini dile getirdi.

İklim değişikliğinin getirdiği tehditler karşısında somut tedbirler almamanın, gelecek nesillere yapacakları en büyük haksızlık olacağını ifade eden Bahçıvan, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek kuşakların kaynaklarını azaltmamaları gerektiğini söyledi. Bahçıvan, kendilerinden sonrakileri düşünerek, çalışma ve yaşam tarzlarında “sürdürülebilirliği” merkeze alan bir vizyona sahip olmalarının her zamankinden daha önemli olduğunu kaydetti.

Bahçıvan, sürdürülebilir bir yaşama ulaşmak için bütünsel bir zihniyet değişiminin zorunlu olduğuna dikkat çekti. Toplum olarak bugün ürettikleri tarzda üretmeye ve bugün tükettikleri tarzda tüketmeye devam edemeyeceklerini belirten Bahçıvan, sürdürülebilir, doğayı önemseyen, verimli ve rekabetçi üretimin artık mutlaka radarlarına girmesi gerektiğini dile getirdi.  

Bahçıvan şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz Haziran ayının başında ABD’nin Paris İklim anlaşmasından çekilmesi, hükümetler arasında yeni bir tartışmayı ve yeni kamplaşmaları da beraberinde getirdi. ABD, Paris anlaşmasının kendi dezavantajına olduğunu ve diğer ülkelere ekonomik avantaj sağladığını ileri sürüyor. Buna karşın Avrupa ülkeleri, Çin ve Hindistan, anlaşmaya bağlı kalacaklarını açıklayarak, bu konuda daha fazla işbirliğine yöneliyor. Çin ve Hindistan bir yandan yaşadıkları hava kirliliğinin sebebi olan kömüre dayalı enerji üretimlerini yavaşlatmaya çalışırken, diğer yandan yenilenebilir enerji alanında kayda değer başarılar gösteriyorlar. Bir örnekle somutlaştıracak olursam: Çin’de 30 bin kişinin yaşayacağı, kendi elektriğini kendi üreten ilk ‘orman kentinin’ inşa edilmesi için hazırlıklar başladı bile. İşte şehircilik ve enerji temini anlayışını değiştirecek bu gibi yenilikçi adımlar ekonomi ve sanayi üzerinde de önümüzdeki dönemde etkili olacaktır.”

Avrupa ülkelerinin de benzer tedbirler aldığını kaydeden Bahçıvan, İngiltere’nin 2025 yılına kadar elektrik üretiminde kademeli olarak tamamen temiz kaynaklara geçme planı yaptığını aktardı. İklim değişikliği konusunda hassasiyetlerini her zaman korumaları gerektiğine değinen Bahçıvan, ancak uluslararası iklim anlaşmasına karşı dile getirilen eleştirileri de görmezden gelmemeleri gerektiğini söyledi.

Bu eleştirilerin temelinde ekonomik dengesizliklerin yattığını belirten Bahçıvan, dünyada sadece 25 şirketin küresel sera gazı salınımının yarısından fazlasını; toplam 100 şirketin ise gaz salınımının yüzde 71’ini gerçekleştirdiği bilgisini verdi. Bahçıvan bu durumda iklim değişikliği konusunda bütün ülkelerin aynı derecede sorumlu tutulmasının büyük bir haksızlık olacağını vurguladı. Bugüne kadarki tahribattan sorumlu olan gelişmiş ülkelerin, iklim değişikliğini ileri sürerek sadece gelişmekte olan ülkeleri durdurmak istemesinin hakkaniyetli bir tutum olmayacağının altını çizen Bahçıvan, iklim değişikliğiyle mücadelenin, Türkiye’nin ve diğer ülkelerin rekabet gücünün korunduğu adil bir çerçevede sürdürülmesinin önemine değindi.

Türkiye’nin görece yüksek bir cari açığı söz konusu olduğunu ve bunun en büyük kaynağının enerji ithalatı olduğunu kaydeden Bahçıvan, kullandıkları enerjinin sadece dörtte birinin yerli üretimden sağlandığı düşünüldüğünde yerli ve yenilenebilir enerjinin teşvik edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bahçıvan, yerli ve milli kaynakların önemine dikkat çekerek sanayinin daha düşük enerji yoğun üretim yapması gerektiğine inandığını ifade etti.

Bahçıvan şöyle devam etti:

“Teknolojik gelişmeler bu açıdan yeni imkanlar getiriyor: Önümüzdeki yıllarda imalat sektörünü kökten dönüştürecek olan dijital dönüşümün sunduğu nesnelerin interneti, yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri şüphesiz daha verimli enerji kullanımına olanak verecektir. Kısaca; bilim ve teknoloji, sanayimizin kaynak ve enerji verimliliğini başarmasında kilit noktadır. Sanayimiz uygun teknoloji ve temiz üretim uygulamaları ile çevresel tehditleri fırsata çevirerek, verimliliğini ve rekabet gücünü geliştirmelidir. Bu anlayış, üretim sürecinin tamamını kapsamalıdır. Türkiye’de bünyesinde ‘çevre’ adıyla ilk şubeyi kurmuş olan İstanbul Sanayi Odası, gururla ifade etmek isterim ki çevre ve iklim konusunda gerekli bilgi ve tecrübeye sahiptir. Bu özelliğe sahip bir oda olarak doğayla barışık, çevreye saygılı bir üretim anlayışını hep savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.”

Sonrasında kürsüye gelen Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dünyanın ortalama sıcaklığının 150 bin yılda bir 1 derece ısınıp 1 derece azaldığını söyledi. Kadıoğlu sadece son 150 yılda ise dünyanın bir derece ısındığına dikkat çekerek bunun sorumlusunun insanlar olduğunu ifade etti. Dünyadaki büyük sorunlardan birinin kış kuraklığı olduğunu belirten Kadıoğlu, tüm yağışların yarısının kışın alındığını ve bu yağıştaki eksikliğin tüm yıl hissedileceğini dile getirdi. Kadıoğlu iklim değişikliği ile birlikte dünya sıcaklığının ortalama iki derece artacağını ve bunun da ekstrem değerlerde 15 kat artış anlamına geldiğini kaydetti.


Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

İklim değişikliğinin büyük sosyo-politik gelişmelere neden olacağını anlatan Kadıoğlu, Avrupa Birliği’nin gerek Kyoto Protokolü gerekse Paris antlaşmasına en çok sahip çıkan kurum olduğunu, bunun da nedeninin Kuzey Afrika’dan gelecek muhtemel bir göç dalgası olduğunu açıkladı. Isınmanın getirdiği bir diğer sorunun da kar yağışındaki azalma olduğuna dikkat çeken Kadıoğlu, kar yağışının yüzde 15 azaldığını söyledi. Kar suyunun belirli yerlerde rezerv olarak durarak bitki örtüsünü koruduğunu ve yavaş yavaş yeraltı suyunu beslediğini ifade eden Kadıoğlu, karın azalmasının özellikle Doğu Anadolu’da baraj ve yer altı suyunun beslenmesini engellediğini dile getirdi.

Sel, kuraklık, dolu ve yıldırım gibi afetlerin sayısının 60’lı yıllara göre sayı bakımından üç kat arttığı bilgisini veren Kadıoğlu, bunun yanında İstanbul’da bir deprem gerçeği olduğunu ve bir senaryoya göre yaşanacak büyük depremin gayrisafi yurt içi hasılada yüzde 30 kayba neden olacağını söyledi. Türkiye’de afet yönetiminin yanlış anlaşıldığını belirten Kadıoğlu, bunu riski önceden görüp yönetilebilir seviyeye indirmek olarak algılanması gerektiğini kaydetti.

Günümüzde sellerin önemli bir afet olduğuna değinen Kadıoğlu, “Eskiden sel deyince akla taşkınlar geliyordu. Şimdi ise kuru alanları su basıyor. Şehir selleri dünyada büyük sorun haline geldi. Özellikle eski yerleşimlerde çok büyük problem. Ülkemizde dere yatağı, sel yatağı ve sel tehlike sınırı farkı bilinmiyor. Bir bina projesi yapılırken nasıl depreme karşı dayanıklı yapılıyorsa sele karşı güvenli yapmak da mümkün. Seller üç çeşit: Yavaş gelişen seller, hızlı gelişen seller, ani seller. Ani olanlar iklim değişikliği ile birlikte artıyor. Dere yatağını tanımıyoruz. Derelere yol yapmışız. Cadde yapmışız. Bizim problemimiz ders almamamız. İklim değişirken biz değişmiyoruz. Değişen iklimi öngörmüyoruz. Ezbere yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Suyun çoğu kadar azının da sorun olduğunu ve kuraklığın da önemli bir afet haline geldiğini belirten Kadıoğlu, Türkiye’de kuraklığın resmen afet sayılmadığına işaret etti. Pek çok resmi kurumun kabul ettiğinin tersine kuraklık ile ilgili birkaç yılda bir tekrarlanan sabit döngülerin bulunmadığını vurgulayan Kadıoğlu, Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğunu, 2030 yılında su sıkıntısı çeken, 2050 yılında ise kuraklık çeken bir ülke konumuna bürüneceğini ifade etti. Kadıoğlu, “İklim değişikliği Türkiye'nin suyunu azaltacak. Türkiye'de sıcaklık artıyor, yağış azalıyor; tropikal iklim oluşmayacak. Çöl iklimine döneceğiz" şeklinde konuştu.

Suyun yönetimi konusunda kullanılan sanal suyun yönetilmesinin önemine değinen Kadıoğlu, Türkiye’de suyun yüzde 80’ini tarımın kullandığını, özellikle pamuk üretiminde yağmur suları yerine yeraltı ve baraj suyu kullanıldığını aktardı. Kadıoğlu, yeraltı suyunun stratejik su olduğunu ve korunarak zor durumlarda kullanılması gerektiğini belirterek buna karşın Türkiye’de pamuk üretiminde kullanıldığına değindi. Kadıoğlu, “Tarımsal planlamamızı, uzun vadede iklim değişikliğine göre bugünden yapmamız gerekiyor. Suyu korumak için üç önerimiz var. Birincisi yağmur hasatı yapmamız lazım. Eskiden sarnıçlar kurularak bu yapılırdı. İkincisi kurak alanlarda sera yapılarak su korunabilir. Üçüncüsü de buharlaşmanın azaltılması” dedi. 

Kadıoğlu, “Suyunu doğru kullan SANAYİNE lazım olabilir” sloganı ile sanayiciler arasında farkındalığı artırmak istediklerini söyledi. Kadıoğlu önümüzdeki dönemde yağışların azalacağını, bitki büyüme mevsiminin artacağını, buharlaşma ve terlemenin artacağını ve hidro-meteorolojik afetlerin artacağını, herkesin buna göre hazırlık yapması gerektiğini kaydetti. Kadıoğlu, tüm bu çalışmaların ve yapılacak teknolojik yatırımların aynı zamanda bir iş ve gelir kapısı olduğuna da dikkat çekti ve “Riskleri yönetelim, hasarları değil” diyerek sözlerini bitirdi. 

Konuşmaların ardından İSO Meclis Üyeleri kürsüye gelerek küresel iklim değişikliği konusunda görüşlerini paylaştı. Meclis Üyeleri ayrıca Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na konu ile ilgili sorularını yönelttiler.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan'ın Konuşma Metni Attach