Sanayimizin Geleceği İçin “Yeni Nesil Planlama”

Dünya ekonomisi, yerleşik kabullerin yeniden sorgulandığı tarihî bir dönüşümden geçiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kalkınmanın temel aktörlerinden biri kabul edilen devlet, 1980’lerden itibaren ekonomide daha sınırlı bir role çekilmiş; planlama ve sanayi politikaları uzun süre gündemin gerisinde kalmıştı. Ancak son yıllarda art arda yaşanan krizler, serbest piyasanın tek başına bütün ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm üretemediğini açık biçimde ortaya koydu.
2008 küresel finans krizinin ardından 2020’de başlayan pandemi, bu dönüşümün en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalar; maliyet ve verimlilik kadar dayanıklılığın, arz güvenliğinin ve stratejik üretim kapasitesinin de hayati önem taşıdığını gösterdi. İklim değişikliğinin yol açtığı afetler, jeopolitik gerilimler, enerji ve ham madde güvenliğine ilişkin kaygılar bu gerçeği daha da pekiştirdi.
Bugün gelişmiş ülkeler; stratejik sektörlerde yerli üretimi, teknolojik kapasiteyi ve yatırımları destekleyen kapsamlı sanayi politikalarını yeniden hayata geçiriyor. Yapay zekâ, yarı iletkenler, enerji teknolojileri, otomasyon ve ileri üretim sistemleri yalnızca ekonomik rekabetin değil, ulusal güvenliğin de belirleyici unsurları haline geliyor. Böyle bir ortamda devletin yalnızca düzenleyen ve denetleyen değil; yön gösteren, risk paylaşan, yatırım ortamını geliştiren ve özel sektörün yenilik kapasitesini güçlendiren bir aktör olması gerekiyor.
Ülkemiz, Cumhuriyet tarihi boyunca önemli bir sanayi birikimi oluşturdu. Üretim ve ihracatta ulaştığımız ürün ve pazar çeşitliliği, ülkemizin en kıymetli kazanımlarından biridir. Ancak küresel ticaretteki yavaşlama, korumacılığın yükselişi, Çin kaynaklı rekabet baskısı, Avrupa ekonomisindeki zayıflık ve içeride giderek ağırlaşan finansman koşulları sanayimizi ciddi bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor. Erken sanayisizleşme riski, artık görmezden gelemeyeceğimiz kadar somut bir tehdit oluşturuyor.
Bu nedenle Türkiye’nin sanayi politikasını uzun vadeli, bütüncül ve veriye dayalı bir yaklaşımla yeniden ele alması gerektiğine inanıyoruz. İhtiyacımız, geçmişin katı ve aşırı merkeziyetçi planlama anlayışına dönüş değil; piyasa ekonomisinin dinamizmini kamunun stratejik yönlendirme ve koordinasyon gücüyle buluşturan yeni nesil bir modeldir.
“Girişimci devlet” yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanıyor. Yeni nesil devlet; özel sektörün yerine geçen değil, onun önünü açan; stratejik yatırımlarda risk ve finansman paylaşan; yerlileşmeyi, dijital dönüşümü ve yüksek teknolojili üretimi destekleyen bir ortak olmalıdır. Kalkınma bankacılığından teşvik sistemine, vergi mevzuatından nitelikli insan kaynağına kadar bütün araçlar ortak bir sanayi vizyonu doğrultusunda çalışmalıdır.
Bu yeni vizyon; kamu kurumları arasında eşgüdüm sağlama, sektörler arası ilişkileri analiz etme, uzun vadeli projeksiyonlar geliştirme ve kamu ile özel sektör arasında sürekli diyaloğu güçlendirme olarak düşünülmelidir.
Geçen ay Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma” ana gündemiyle gerçekleştirdiğimiz İSO Meclis toplantımızda, dünyada da artık ciddi bir kabul görmeye başlayan bu önemli konuyu, düzenlediğimiz panelde çok değerli akademisyen ve sanayicilerimizle birlikte ele aldık.
Şu bir gerçek ki; bugün sormamız gereken soru, “Planlama gerekli mi?” sorusunun ötesindedir. Asıl mesele, Türkiye’nin üretim gücünü koruyacak, teknolojik dönüşümünü hızlandıracak ve küresel rekabetteki yerini güçlendirecek planlamayı nasıl kuracağımızdır. Sanayimizin geleceğini tesadüflere bırakamayız. Ortak akılla belirlenmiş hedeflere, güçlü kurumlara ve kararlılıkla uygulanacak uzun vadeli bir kalkınma vizyonuna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız.
Hepinize huzurlu ve sağlıklı bir ay geçirmenizi diliyorum.
Erdal BAHÇIVAN
İstanbul Sanayi Odası
Yönetim Kurulu Başkanı