Meclis Konuşması
Yılın İlk İSO Meclis Toplantısı’nda Konuşan Bahçıvan: “Gümrük Birliği, Sanayimiz İçin Mevcut Haliyle Bir Pranga”
- 28.01.2026
- Meclis Konuşması

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ocak ayı olağan toplantısı “Küresel Görünüm ve 2026’da Sanayimizi Bekleyen Riskler-Fırsatlar” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. İSO Meclis Başkan Yardımcısı Yüksel Özyurt’un başkanlık ettiği, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğünde bir panel düzenlendi.
Ekonomi Yazarı ve BloombergHT Yorumcusu Abdurrahman Yıldırım, İSO Danışmanı, BESFİN Danışmanlık CEO’su Ferda Besli ve Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim’in konuşmacı olarak yer aldığı paneli İSO Yönetim Kurulu Üyeleri, İSO Meclis Üyeleri ve basın mensupları ilgiyle takip etti.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Gümrük Birliğini tüm alanlarıyla yeni baştan gözden geçirmemiz gerekiyor. Kendi aramızda karşılıklı dertlenmek yerine; Gümrük Birliği’ni komple ele alıp bu süreçte güncellenen durumları, fırsatları ve riskleri birlikte değerlendireceğimiz, her sektörün kendisine göre durum analizini yapacağı ve buna göre şekillenecek yeni bir Gümrük Birliği çalışmasına ihtiyacımız var. Sanayimiz için artık bir pranga haline gelen Gümrük Birliği’nin komple yenilenmesi ihtiyacının daha fazla ertelenmemesi gerektiğini bir kere daha önemle vurgulamak istiyorum” dedi.

İSO Meclis Başkan Yardımcısı
Yüksel Özyurt
İSO ocak ayı olağan Meclis toplantısı İSO Meclis Başkan Yardımcısı Yüksel Özyurt tarafından açıldı. Özyurt, ana gündem maddesine ilişkin yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Ocak ayı boyunca dünyada yaşanan gelişmeler bize küresel ekonominin yeni bir döneme girdiğini açıkça gösterdi. Davos’ta verilen mesajlar oldukça kesindi: Büyüme var, ama temkinli. Ticaret var, ama kontrollü. Küreselleşme devam ediyor ama korumacı. Bu dönem; hızlı büyümenin, sınırsız ve düşük maliyetli ticaretin dönemi değil. Artık dünya, dayanıklılığı, güvenilirliği ve sürekliliği önceliklendiriyor. Bu yeni tabloda küresel ticaretin yönü de değişiyor. ABD ile Avrupa Birliği arasında giderek belirginleşen ticaret ve sanayi politikaları ayrışmaları, dünyanın serbest ticaretten elbette ki tamamen vazgeçmediğini ama bloklar arası ticarete doğru evrildiğini gösteriyor. AB’nin son dönemde Güney Amerika ülkeleri ve Hindistan ile yeni imzaladığı ticaret anlaşmaları bunun en önemli göstergesi.

Yeşil dönüşümden dijital regülasyonlara, sanayi sübvansiyonlarından tedarik güvenliğine kadar birçok alanda, ülkeler artık kendi sanayisini ön plana koyan reflekslerle hareket ediyor. Bu durum küresel ticareti daha az öngörülebilir; ama aynı zamanda doğru konumlanan ülkeler için fırsatlar sunan bir noktaya getiriyor. Bu denklemde ülkemizin kalıcı bir oyuncu olabilmesi; öngörülebilir bir ekonomi politikası, istikrarlı bir ticaret rejimi ve üretimi önceleyen bir finansman yapısıyla mümkündür. Serbest ticaretin önündeki gümrük duvarlarına karşı endüstriyel ve ticarî imkânlarımızın çeşitlendirmesiyle mümkündür.”
Ana gündem maddesine ilişkin görüşlerini paylaşmasının ardından İSO Meclis Başkan Yardımcısı Yüksel Özyurt, gündeme dair konuşmasının ardından açılış konuşmasını gerçekleştirmek üzere İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ı kürsüye davet etti.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı
Erdal Bahçıvan
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, açılış konuşmasında 2026 yılına ekonominin siyasetle, jeopolitikle ve küresel egemenlik yarışıyla iç içe geçtiği kaotik bir dünya tablosu içerisinde girdiğimizi söyledi. Dünyamızın köklü bir dönüşümden geçtiği, bir anlamda “oyunun kurallarının” yeniden yazılmaya çalışıldığı bir dönemde, yüksek belirsizlik ve öngörülemezliğin ‘yeni normal’ haline geldiğine dikkat çeken İSO Başkanı, şunları söyledi:
“Jeopolitik gerilimlerin olumsuz etkileri, finansal piyasaların yanı sıra tedarik zincirleri ve emtia fiyatları gibi pek çok farklı kanal üzerinden de kendini gösteriyor. Bu riskler hiç kuşkusuz, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de son derece önemli. Zira bizler oldukça zor bir coğrafyada üretim ve ticaret yapıyoruz. Ukrayna, İran ve Suriye başta olmak üzere etrafımızda derin fay hatları var ve maalesef her an yeni çatışma potansiyeli barındıran gelişmeler yaşanıyor. Bölgemizde kalıcı bir istikrarın sağlanabileceğine dönük iyimserlik henüz ne yazık ki yeterince güçlü değil. Öte yandan, bu karmaşıklığın içerisinde dahi ülkemiz için birçok önemli fırsat olduğu gerçeğini gözden kaçırmamalıyız. Sürekli bir kaosun egemen olduğu günümüz dünyasında Türkiye; jeopolitik konumu, bölgenin geneline göre önemli bir gelişkinliğe ulaşmış ekonomisi ve dengeli dış politika çabalarıyla, komşu ve müttefikleri açısından gittikçe önemi artan bir aktör.”

Ülke ihracatı açısından en önemli parametrenin kilit pazarlarımızı oluşturan ülkelerdeki genel talep koşulları olduğuna değinen Bahçıvan, “Türk sanayisinin hem ürün hem de pazar çeşitliliği açısından güçlü bir pozisyona sahip olması ciddi bir avantaj oluşturuyor. Küresel talep koşullarındaki dalgalanmalara karşı bu tamponlarımızı daha da güçlendirmek zorundayız. Bizi çevreleyen risklere karşı korunmanın da fırsatları değerlendirmenin de yolu, kendi sorun ve kırılganlıklarımıza çözüm üretmekten ve ekonomik temellerimizi güçlendirmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.
Bu çerçeveden ekonomiye bakıldığında, 2023 ortalarında başlayan makro-finansal istikrarı yeniden sağlamaya dönük politikaların meyvelerini vermeye başladığını gördüklerini söyleyen Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Enflasyon, çok olağanüstü gelişmeler olmazsa bu yılın sonlarında yüzde 20’ye doğru düşüşünü sürdürecek. Ancak burada da hala kimi zorluklarımız var: Beklenti ve fiyatlama davranışlarında iyileşme zaman alıyor. Finansal sıkılığa rağmen iç talep canlı seyrediyor. Deprem harcamalarındaki azalış ve mali disiplini artırıcı adımlar sayesinde bütçe tarafında gözle görülür iyileşme var. Buradan para politikasına gelen destek artıyor. Dış dengemizde uluslararası enerji fiyatlarındaki düşüş ile sıkı para politikasının ithalat talebini sınırlayıcı etkisinin faydalarını görüyoruz. Cari açığımız gayet sürdürülebilir seviyelerde. Bununla birlikte, uluslararası sermaye akımlarından halen yeterince yararlanamıyoruz. CDS’lerimizdeki düşüşle bu konuda emsal ülkelere yeniden yaklaşabileceğimizi, ayrıca rezervlerimizdeki güçlenmenin sürmesiyle dış finansmanda da hak ettiğimiz seviyelere geleceğimizi düşünüyorum. Kısacası, makro-finansal istikrarı yeniden tesis ediyoruz. Ancak bunu tek başına bir amaç olarak göremeyiz. Finansal istikrarı, ekonominin asıl ihtiyaçlarına cevap verecek reformları hayata geçirirken ayağımızı bastığımız sağlam zemin olarak görmek durumundayız.”

Bu yılın bir reform yılı olmasının önemine de değinen İSO Başkanı Bahçıvan, “Makro-finansal istikrar zeminine ayağımızı sağlam şekilde basarak, bu sert küresel iklimde yapısal eksikliklerimizi hızlı şekilde tamamlamak durumundayız. Söz konusu eksikliklerin başında teknoloji açığımız geliyor. Savunma sanayinde önemli bir trend yakaladık, bununla gurur duyuyoruz. Ancak sektörlerin genelinde bununla aynı hızda bir iyileşme de görmüyoruz. En öncelikli meselelerimizden biri, bu asimetriyi ortadan kaldırarak ülkemizde verimliliği ve yapısal dönüşümü sanayinin tabanına yaymaktır. Dolayısıyla, ülkemizin yapısal reform ajandasının ilk sırasında, sanayide yapısal dönüşümü ve verimlilik artışını ödüllendiren bir kaynak tahsis mekanizması olmalıdır” şeklinde konuştu.

Bahçıvan konuşmasının sonunda ihracatçı sanayicileri yakından ilgilendiren Gümrük Birliğine de değindi. “Avrupa Birliğine tam üyeliğimiz kısa vadede mümkün görünmüyorsa; o zaman artık Gümrük Birliğini tüm alanlarıyla yeni baştan gözden geçirmemiz gerekiyor. Kendi aramızda karşılıklı dertlenmek yerine; Gümrük Birliği’ni komple ele alıp bu süreçte güncellenen durumları, fırsatları ve riskleri birlikte değerlendireceğimiz, her sektörün kendisine göre durum analizini yapacağı ve buna göre şekillenecek yeni bir gümrük birliği çalışmasına ihtiyacımız var” diyen Bahçıvan, şu önerilerde bulundu:

“Son zamanlarda AB tarafında yeni bir sanayi stratejisi olarak gündeme gelen ve bir slogan, bir plan olarak değerlendirilen Made in Europe’u bu çerçevede değerlendirmeliyiz. Örneğin şu anda Türkiye AB ülkesi değil ama Gümrük Birliğinde. Bu durumda Made in Europe’dan sektörlerimiz ne şekilde etkilenecek, bunun değerlendirmesi nasıl yapılacak? Yine 30 yıl önce dünyanın gündeminde olmayan ama bugün en çok konuştuğumuz Yeşil Dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenlemesi ele alınması gereken konular arasında. STA’lar bizi en çok rahatsız eden konulardan biri.
AB üyesi olmadığımız için AB’nin imzaladığı STA’lardan negatif yönde etkileniyoruz ve bu nedenle birçok ülkeyle aramızda ticaret dengesizliklerimiz var. Bütün bu nedenlerden dolayı, bunların hepsini ele alan, sanayimiz için artık bir pranga haline gelen Gümrük Birliği’nin komple yenilenmesi ihtiyacının daha fazla ertelenmemesi gerektiğini bir kere daha önemle vurgulamak istiyorum. AB’nin Güney Amerika ortak pazarı MERCOSUR ile yaptığı yeni STA ve Hindistan ile imzalanan STA da önemli bir gelişme. Söz konusu anlaşmalar, en büyük ihracat pazarımızda Çin’in yanına yeni büyük rakiplerin eklenmesi anlamına geliyor.
Özellikle Brezilya ve Arjantin kaynaklı ürünlerde rekabet baskısının artmasına kesin gözüyle bakılıyor. Sayıları gittikçe çoğalan bölgesel kapsamlı ortaklıkların ticaret ve yatırımlara etkilerini yakından izlemeli, ülkemiz için yaratacağı risk ve fırsatları mutlaka analiz etmeliyiz. Küresel ekonomide oyunun kurallarının hızla değiştiği böylesine çetin bir rekabet ortamına ayak uydurabilmek için üretimde niteliğe ve katma değere odaklanmak çok önemli. Bu yılki yapısal reformlar ve bütçedeki iyileşmeden cesaretle bu konuda sanayimize daha fazla kaynak tahsis edileceğine yönelik umutluyuz.”


Ekonomi Gazetesi
Yönetim Kurulu Başkanı
Hakan Güldağ
Yapılan açılış konuşmalarının ardından İSO ocak ayı olağan Meclis toplantısı, Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğünde, Ekonomi Yazarı ve BloombergHT Yorumcusu Abdurrahman Yıldırım, İSO Danışmanı, BESFİN Danışmanlık CEO’su Ferda Besli ve Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim’in konuşmacı olarak yer aldığı panel ile devam etti. Paneli açılışında kısa bir girizgâh yapan Güldağ, “Erdal Başkan, açılış konuşmasında çok net bir şekilde, panelimizin çerçevesini çizdi. Risklerden ve fırsatlardan bahsetti. Bunlara, ayrıntılı değinmeye çalışacağız. Önemli noktaları ön plana çıkardıktan sonra her zaman olduğu gibi sayın Meclis Üyelerimizin saptamaları, yorumları ve sorularıyla panelimizi interaktif bir hale dönüştüreceğiz” dedi.

Uludağ Üniversitesi
İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Derya Hekim
Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim, panelde yaptığı konuşmada şöyle konuştu:
“2025’in ana teması açıkça belirsizlikti. Türk sanayisi, bu zor zeminde elinden gelenin en iyisini yaptı; kapasitesini, dayanıklılığını ve reflekslerini ortaya koydu. Ancak 2026’ya baktığımızda, bu belirsizliğin ortadan kalkmadığını, aksine farklı biçimlerde devam ettiğini görüyoruz. Birincisi, Trump faktörü. Belirsizlik yaratmayı seven bir siyasi tarzdan söz ediyoruz. İkincisi ise jeopolitik risklerin artması. 2026’da bu iki unsur, bazı alanlarda negatif etki yaratırken, bazı alanlarda da Türkiye için fırsatlar doğurabilir. Kısa vadede bu tablo bizi daha riskli bir konuma sokuyor gibi görünse de, orta vadede doğru hamlelerle bu sürecin lehimize işlemesi mümkün. Örneğin, işler çok sarpa sarmadığı takdirde İran’a yönelik yaptırımların gevşetilmesi ya da kaldırılması ihtimali var. İran’la bugün yaklaşık 5,5 milyar dolarlık bir ticaret hacmimiz bulunuyor ve bu alan ciddi bir potansiyel barındırıyor. Suriye tarafında da, tüm zorluklara rağmen, Türkiye açısından görece pozitif bir denge oluştuğunu görüyoruz. Ama büyük resme baktığımızda, dünya hızla kabuk değiştiriyor. Çok taraflı düzen zayıflıyor; ikili anlaşmalarla yürüyen bir küresel sistem ortaya çıkıyor. Bu ortamda Türkiye’nin mümkün olduğunca net bir yön belirlemesi gerekebilir.”

BloombergHT Yorumcusu
Abdurrahman Yıldırım
BloombergHT Yorumcusu Abdurrahman Yıldırım, panelde şu yorumlarda bulundu:
“Bugün yaşadıklarımızı doğru okuyabilmek için önce şunu kabul etmemiz gerekiyor: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) artık küresel ölçekte eski gücünde değil. ABD, fiilen Amerikan kıtasına çekilmiş durumda. Bunun ideolojik ya da stratejik bir tercih olduğunu düşünenler var ama bana göre asıl neden çok daha basit: kaynakları tükendi, parası bitti. Bugün ABD’nin borcu 38 trilyon dolara dayanmış durumda. Bu, tarihsel olarak olağanüstü yüksek bir seviye. Böyle bir borçla dünyaya hükmetmek mümkün değil. Önce bu borcu eritmesi gerekir. İşte tam da bu yüzden küresel sistemde ciddi gerilimler başladı. Artık dünya iki ana güç arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta Amerika, diğer tarafta Çin. Çin’in elinde üretim gücü var. Fabrikası var, altyapısı var, tedarik zinciri var. Teknolojide ABD’nin gerisinde ama bu fark da artık kapanıyor. Hatta bazı alanlarda Çin, ABD’yi yakalamış durumda. Şu an dünyada olan biteni iyi görmek lazım: Para Amerika’dan çıkıyor. Avrupa’ya gidiyor, Asya’ya gidiyor. Ve bu para artık finansal enstrümanlarda durmuyor; fiziksel varlıklara dönüşüyor. Bakır, gümüş, altın, platin… Hatta gayrimenkul. Evet, mevcut parasal sistem hâlâ dolara dayalı. Ama sorun şu: dolara olan güven azaldı. Güven azaldığında sistem ayakta kalmaz. Ya yıkılır ya da en hafif tabirle ciddi bir değer kaybı yaşar. Benim kanaatim, bu sistemin yaklaşık yüzde 50 oranında değer kaybedeceği yönünde. Bu noktada ABD’nin başka bir seçeneği kalmıyor. Para politikasında radikal değişiklikler yapmak zorunda kalacak. Ve bu değişiklikler, yalnızca ABD’yi değil, bütün dünyayı etkileyecek.”

İSO Danışmanı,
BESFİN Danışmanlık CEO’su
Ferda Besli
İSO Danışmanı, BESFİN Danışmanlık CEO’su Ferda Besli de panelde şunları söyledi:
“Pek çok sektörde küresel ölçekte üretim kapasitesi hızla arttı. Talebin önüne geçen bu kapasite, rekabeti yalnızca sertleştirmiyor; fiyatları aşağı çekiyor ve maliyet avantajı olmayan ülkeleri oyunun dışına itiyor. Bugün dünyada gerçekten kapasite fazlalığı olmayan alanlar çok sınırlı: çip teknolojileri ve bazı kritik nadir metaller bunların başında geliyor. Geri kalan geniş sanayi alanlarında ise tablo net: fazla kapasite ve yoğun rekabet. Türkiye açısından mesele tam da burada düğümleniyor. Önümüzdeki en büyük sorun, kapasite fazlası olan bir dünyada rekabet etmek zorunda olmamız. Üstelik bu rekabeti, maliyet avantajımızın hızla zayıfladığı bir dönemde veriyoruz. 2024’te ve kısmen 2025’te Türkiye, sanayi açısından pahalı bir ülke haline geldi. Enerji, işçilik, finansman ve ara malı maliyetleri arttı. Yani bir yandan maliyetler yükselirken rekabet gücümüz azalıyor, diğer yandan dünya genelinde üretim kapasitesi talebin üzerinde seyrediyor. Bu iki eğilim bir araya geldiğinde, Türk sanayisini bekleyen zorluk sadece konjonktürel değil; yapısal bir nitelik kazanıyor.”

Düzenlenen panel oturumunun ardından İSO ocak ayı olağan Meclis toplantısı, İSO Meclis Üyeleri’nin de ana gündem maddesine ilişkin görüş ve yorumlarını paylaşmalarıyla devam etti. İSO Meclis Üyeleri’nin ana gündeme ilişkin sorularını panelistlere yönelttiği soru-cevap bölümünün ardından toplantı sona erdi.
