Diğer Haberler
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan: “ABD’nin Vergi Kararı Türk Tekstil ve Hazır Giyimine Açık Bir Haksızlıktır”
- 29.07.2026
- Diğer Haberler
ABD yönetiminin Türk tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörlerini yakından ilgilendiren ilave gümrük vergisi kararını değerlendiren İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, eşit rekabet şartlarını zedeleyen bu uygulamanın Türk sanayicisine haksız bir yük bindirdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:
“ABD yönetiminin Section 301 kapsamında yürürlüğe koyduğu yeni vergi düzenlemesini, Türk tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörleri açısından adil, dengeli ve karşılıklılık esasına dayalı ticaret anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir.
Türkiye’den ithal edilen ve istisna listesinde yer almayan ürünlere, mevcut en çok kayrılan ülke vergilerinin üzerine yüzde 12,5 oranında ilave gümrük vergisi uygulanması; Türk sanayicisinin, ihracatçısının ve üreticisinin üzerine haksız ve ağır bir yük bindirmektedir.
Burada mesele yalnızca ek bir vergi uygulaması değildir. Asıl mesele, Türk sanayisinin rakipleri karşısında sistematik biçimde dezavantajlı bir konuma itilmesidir.
Çünkü aynı düzenleme içinde bazı rakip ülkelere tanınan vergi indirimleri, tarife avantajları ve vergisiz tarife kontenjanları, Türkiye açısından açık bir rekabet eşitsizliği doğurmaktadır. Bangladeş, Kamboçya, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerin ilave vergi oranlarında indirime gidilirken; Avrupa Birliği, Tayvan, Japonya, Güney Kore ve İsviçre için toplam vergi yüküne üst sınırlar getirilirken, Türkiye’nin bu çerçevenin dışında bırakılması hakkaniyetli değildir.
Türkiye için benzer bir üst sınırın öngörülmemesi ve yüzde 12,5’lik ilave verginin mevcut vergilerin üzerine eklenmesi, özellikle tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon ürünlerinde toplam gümrük vergisi yükünü yüzde 25-30 seviyelerine taşıyabilecek ağır bir sonuç doğurmaktadır.
Bu tablo, Türk ihracatçısını yalnızca maliyet baskısıyla karşı karşıya bırakmamaktadır. Aynı zamanda, uzun yıllardır kaliteye, sürdürülebilir üretime, güvenilir tedarike ve yüksek katma değere yatırım yapan sektörlerimizin ABD pazarındaki konumunu da zayıflatma riski taşımaktadır.
Oysa Türk tekstil ve hazır giyim sektörü, ABD’li alıcılarla uzun yıllardır güvene dayalı ilişkiler geliştirmiş; hızlı teslimat, kalite standardı, esnek üretim kabiliyeti ve sürdürülebilirlik başlıklarında güçlü bir tedarik ortağı olduğunu defalarca göstermiştir.
Daha da önemlisi Türkiye, ABD ile ticaretinde yapısal ve yüksek dış ticaret fazlası veren ülkeler arasında değildir. Buna rağmen Türkiye’nin, ticaret fazlası veren bazı ülkelerle benzer bir yaklaşımla değerlendirilmesi ekonomik gerçeklerle örtüşmemektedir.
Bugün Avrupa pazarındaki daralma nedeniyle ABD’yi alternatif ve büyüme potansiyeli yüksek bir pazar olarak değerlendiren sektörlerimizin, tam da böyle bir dönemde rakiplerine kıyasla daha dezavantajlı hale getirilmesi son derece kaygı vericidir.
Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörleri; Türkiye ekonomisi için sıradan üretim alanları değildir. Bu sektörler; üretim, istihdam, ihracat, bölgesel kalkınma, kadın istihdamı, KOBİ ekosistemi ve tedarik zinciri açısından stratejik yapı taşlarıdır.
Bu nedenle bu sektörlerin rekabet gücünü zayıflatacak her düzenleme, yalnızca ihracat rakamlarını değil; üretim merkezlerimizi, istihdam kapasitemizi, bölgesel kalkınma gücümüzü ve sanayi ekosistemimizin dayanıklılığını da etkileyecektir.
Bu noktada Türkiye ile ABD arasında başlatılması öngörülen yeni müzakere sürecini son derece önemli görüyoruz. Bu süreçte gümrük vergileri, toplam tarife yükü, vergisiz tarife kontenjanları, menşe kuralları, izlenebilirlik ve zorla çalıştırma konusundaki mevzuat başlıklarının kapsamlı biçimde ele alınması gerekmektedir.
İlgili kamu otoritelerimizin; Türkiye’nin vergisiz tarife kontenjanına dahil edilmesi, toplam tarife yüküne üst sınır getirilmesi ve ülkemizin ticari gerçekliklere uygun biçimde yeniden değerlendirilmesi için güçlü, kararlı ve sonuç odaklı girişimlerde bulunmasını bekliyoruz.
Bizim talebimiz ayrıcalık değildir.
Bizim talebimiz, eşit rekabet şartlarıdır.
Türk sanayicisi kaliteyle rekabet eder.
Üretim kabiliyetiyle rekabet eder.
Zamanında teslimatla, esnek üretim gücüyle, sürdürülebilirlik yatırımlarıyla ve yılların oluşturduğu güvenle rekabet eder. Ancak rekabetin adil olmadığı bir zeminde, hiçbir ülkenin sanayicisi gerçek gücünü ortaya koyamaz.
İstanbul Sanayi Odası olarak, Türk tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörlerinin haklı beklentilerinin güçlü biçimde takipçisi olacağız. Ülkemizin üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve sanayicimizin rekabet hakkını korumak; yalnızca sektörel bir mesele değil, Türkiye’nin ekonomik geleceği açısından stratejik bir sorumluluktur. Her zaman ifade ettiğimiz gibi: Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır.”