Meclis Konuşması
İSO Mayıs Ayı Meclis Toplantısında Küresel Ekonomik Gelişmeler ve Sanayinin Rekabet Gücü Değerlendirildi
- 13.05.2026
- Meclis Konuşması
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin mayıs ayı olağan toplantısı “Dünyadan ve Türkiye’den Ekonomik Görünüm, Sanayimizin ve Üretim Hayatımızın Rekabet Gücünü Koruyacak Öneriler” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.
İSO Meclis Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan’ın başkanlık ettiği, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşması yaptığı Meclis toplantısında, Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğünde İSO Danışmanı ve Quanta Danışmanlık Kurucu Ortağı Prof. Dr. İbrahim M. Turhan, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
T.C. Beyoğlu Kaymakamı A. Atakan Atasoy, İSO Yönetim Kurulu Üyeleri ve İSO Meclis Üyeleri’nin yer aldığı Meclis toplantısını basın mensupları da ilgiyle takip etti.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada: “Ekonomi yönetimi İran ve ABD-İsrail savaşının olumsuz etkilerine yönelik acil müdahale kapsamında oldukça yerinde adımlar attı. Şimdi ise aynı başarıyı savaşın daha uzun vadeli etkileri başlığında göstermek durumundayız. Acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor. Türk sanayisinin üretim ve rekabet gücünü korumak ve artırmak hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluktur” dedi.
İSO mayıs ayı Meclis toplantısı, İSO Meclis Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan tarafından açıldı. Saruhan, ana gündem maddesine ilişkin yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Küresel ekonomi, jeopolitik gerilimlerin ve emtia fiyatlarındaki sert dalgalanmaların gölgesinde sancılı bir 'yeniden dengelenme' sürecinden geçiyor. Bu tablonun yurt içi yansımasına baktığımızda sanayimizde belirgin yavaşlama işaretleri alınıyor. Diğer yandan sanayicimizin üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkileri her geçen gün daha fazla hissedilen dezenflasyon programının, üretimi öncelikleyen yeni bir yaklaşımla ele alınması beklentileri her geçen gün artıyor. Ancak karamsarlığa kapılmadan doğru teşhis ve kararlı adımlarla bugünün risklerini yönetmek, yarının rekabet gücünü inşa etmek bizim elimizde. Üretim hayatımızın rekabet gücünü korumak ve yarının dünyasında 'oyun kurucu' olmak adına, kritik önem taşıyan önerilerimizi şu başlıklar altında topluyoruz:

Bugün sanayimiz için en kritik gündem maddelerinden biri, artık bir seçenek olmaktan çıkıp bir mecburiyet halini alan ‘’İkiz Dönüşüm’’dür. İkinci olarak, sanayimizin direncini artırmak adına yerli girdi oranının yükseltilmesini ve tedarik zinciri güvenliğinin sağlanmasını hayati bir mesele olarak görüyoruz. Üçüncü ve belki de en stratejik önceliğimiz; iş gücü piyasamızdaki yetkinlik dönüşümünü vakit kaybetmeksizin tamamlamaktır. Dördüncü temel başlığımız; Küresel pazarda sürdürülebilir büyüme hedefleyen sanayiciler için yurtiçinde ölçek ekonomisi ve ihtisaslaşmanın ortaya çıkardığı yararlardan istifade etmeyi sağlayacak iş birliklerinin oluşturulmasıdır. Beşinci ve dönüşümün kalbi olan başlığımız; veriye dayalı sanayi kültürünü yaygınlaştırmak ve yapay zekâ entegrasyonunda öncü bir rol üstlenmektir. Altıncı ve tüm bu saydığımız dönüşümlerin can suyu olacak temel başlığımız; ülkemizin küresel bir finansal cazibe merkezine dönüştürülmesidir.”

Ana gündem maddesine ilişkin görüşlerini paylaşmasının ardından İSO Meclis Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan, gündeme dair konuşmasının ardından açılış konuşmasını gerçekleştirmek üzere İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ı kürsüye davet etti.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, dünyanın geri kalanında olduğu gibi ülkemizde de İran ve ABD-İsrail savaşının stagflasyonist etkiler yarattığı, ancak bu etkilerin boyutuna dönük belirsizliğin yüksek olduğu bir tablonun söz konusu olduğunu söyledi. Bahçıvan, şöyle konuştu:
“Diğer yandan biz, bu iklime dünyadan oldukça olumsuz ayrışan bir enflasyon ve dolayısıyla sıkılık düzeyi yüksek bir para politikasıyla yakalanmış olduk. Martta ihracatımızda savaş bölgesi ve Avrupa öncülüğünde çok sert bir gerileme gördük. Nisanda güçlü bir toparlanma söz konusu, ancak bunun öne çekilen talep kaynaklı tek seferlik bir gelişme olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Ek olarak göstergeler, iç talepte yavaşlamanın da belirginleştiğine işaret ediyor. Nitekim İSO Türkiye İmalat PMI martta 1,4 puan, nisanda ise 2,2 puan azalarak Eylül 2024’ten sonraki en düşük değeri aldı.

Sektörel PMI verileri de mart ve nisanda sektörlerin hemen hemen tamamında üretim ve yeni siparişlerin gerilediğini gösteriyor. Yaşanan yükseliş trendi, bu göstergelerin de yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Sektörel kırılımlarda özellikle kimi emek yoğun ihracatçı sektörlerimizde stres birikiminin yüksek düzeyde olduğunu da düşünüyoruz. Enflasyon tarafında da ocak-şubattaki olumsuzluğa, kısmen mart, özellikle de nisanda savaşın ilk etkilerinin eklenmesiyle birlikte, TCMB yılsonu ara hedefine neredeyse yılın dördüncü ayında ulaştık. Önümüzdeki süreçte, enerji fiyatlarının seyrine ek olarak, savaşın ikincil etkileri de belirleyici olacak. Bu noktada özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışlarının seyri büyük önem taşıyor.”

Savaşın büyüme, enflasyon ve cari denge başlıklarında Türkiye ekonomisini OVP hedeflerinden uzaklaştırdığını gördüklerini vurgulayan Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu tahminlere dönük belirsizlikler hayli yüksek. Ekonomi yönetimimiz İran ve ABD-İsrail savaşın başlamasıyla beraber çok hızlı harekete geçti. TCMB fiili faiz artırımıyla lira üzerindeki koruma kalkanını güçlendirdi ve rezerv yönetimini başarıyla yürüttü. Hazine ve Maliye Bakanlığı eşel mobil sistemini yeniden devreye alarak petroldeki uluslararası fiyat şokunun içerideki fiyatlara geçişkenliğini sınırladı. Bunlar acil müdahale kapsamında oldukça yerinde adımlardı. Şimdi ise aynı başarıyı savaşın daha uzun vadeli etkileri başlığında göstermek durumundayız. Bunun başında ise sanayimizin rekabet gücünü korumak geliyor. Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor. Bu süreçte Türkiye’nin üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor.”
Bölgesel gerilimlerin tedarik zincirlerini ve maliyetleri etkilediği bu dönemde, pandemi döneminde olduğu gibi Türkiye’nin bu coğrafyada üretimin güvenli limanı olma rolünün daha da güçlendiğine işaret eden Bahçıvan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Türkiye bu süreçten üretim, lojistik, enerji yolları, finans gibi birçok başlıkta küresel önemini artırarak çıkmak konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bu doğrultuda Türk sanayisinin üretim ve rekabet gücünü korumak ve artırmak hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluktur. Bu bağlamda, fiyat istikrarı ile üretimin korunmasını birbiriyle çelişen hedefler olarak kurgulamamalıyız. İçinden geçtiğimiz konjonktürün bunu bir zorunluluk olarak dayattığı kanaatindeyim. Zira Türkiye maalesef savaş şokuna çok yüksek enflasyon ve sıkı para politikası koşullarında yakalanmıştır. İç ve dış talebin eş anlı zayıfladığı, buna maliyet baskılarında muazzam artışların eşlik ettiği bir ortamda bir de aşırı zorlayıcı finansman koşullarının söz konusu olması, sanayimizde, üretim kapasitemizde kalıcı hasar riskini de beraberinde getirmektedir.”
Konuşmasında “Dezenflasyon sürecinin başarısı için üretim ayağının da güçlendirilmesi gerektiği net ve açıktır” diyen İSO Başkanı Bahçıvan, şunları söyledi:
“Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, üretim kapasitesini zayıflatmadan; verimlilik, teknoloji, finansman ve öngörülebilirlik başlıklarında sanayicinin desteklenmesinden geçmektedir. Sanayimizin yeniden ivme kazanabilmesi için; finansmana erişimin kolaylaştırılması, maliyet baskılarının hafifletilmesi ve öngörülebilirliğin artırılması; teknolojik dönüşümü hızlandıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değerli üretimi teşvik edecek yapısal adımların gecikmeden devreye alınması gerekmektedir. Bu bağlamda, mevcut ekonomi programı sayesinde finansal istikrarda sağlanan toparlanma ve düşük borç stokunun sunduğu hareket alanının sanayimizin dönüşümü için gerekli kaynağın oluşturulmasına imkân sağlayacağı düşüncesindeyim.

Sağlanacak yeni destek ve krediler çok önemli olmakta birlikte bunların olumlu etkilerini orta ve uzun vadede görebileceğiz. Bununla birlikte, mevcut uygulamalarda yapılacak bazı düzenlemelerin firmalarımızın kısa vadeli işletme sermayesine olan ihtiyaçlarında önemli bir rahatlama sağlayacağı düşüncesindeyim. Örneğin; Reeskont kredileri ihracatımızın finansmanı için büyük önem taşıyor. Ancak bu kredilerde akıl sır ermeyen bir teminat mektubu sistematiği çalışıyor. Firmalar, faizini zaten peşin ödedikleri total riskin yüzde 100 kadar fazlasına karşılık gelen bir teminat mektubu vermek zorunda kalıyorlar. Adeta boşluğa verilen bu teminat, hem teminat mektubu komisyon masrafının aşırı düzeyde artmasına hem de firmaların teminat limitlerinin yok yere azalmasına neden oluyor. Diğer önemli konu da vergisel uygulamada yaşanıyor. Faiz giderinin tamamı kredi kullanıldığı anda oluşmasına rağmen aynı dönemde dikkate alınmıyor; zorunlu olarak 12 aya yayılarak muhasebeleştiriliyor. Bütün bunlar şirketlerimize ilave mali ve vergisel yük getiriyor.”

Ekonomi Gazetesi
Yönetim Kurulu Başkanı
Hakan Güldağ
Yapılan açılış konuşmalarının ardından İSO mayıs ayı Meclis toplantısı, Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğündeki panel ile devam etti. İSO Danışmanı ve Quanta Danışmanlık Kurucu Ortağı Prof. Dr. İbrahim M. Turhan, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun konuşmacı olarak yer aldığı panelin açılışında kısa bir girizgâh yapan Hakan Güldağ, şunları söyledi:
“Değerli başkanlarımızı selamlıyorum. Bize yine böyle güzel bir değerlendirme imkânı tanıdığınız için ayrıca teşekkür ediyoruz. Şimdi, mutat hâle geldiği üzere önce hem dünyada hem Türkiye’deki gelişmelere, hocalarımızla birlikte kısa kısa ana konular üzerinden değinelim. Ancak İstanbul Sanayi Odası’nın Meclis toplantılarında özellikle önem verdiğiniz gibi, interaktif biçimde değerli Meclis Üyelerimizin tespitleri ve sorularıyla birlikte ilerleyelim diye düşünüyoruz. Zamanımız yeterli olacaktır. Eğer imkân olursa hızlı bir şekilde ana başlıklarla, özellikle sanayiyi etkileyen değişmeleri de elbette ele alalım.

Çünkü savaşın mutlaka sanayimize etkileri var. Daha önce anlatmış oldukları gibi, navlun tarafında sanayicimizin önemli sıkıntıları oluyor. Önümüzdeki dönemde de bu savaş sona erse bile kimi etkilerinin süreceği kanaatindeyim. Ama benim gördüğüm kadarıyla sorunlarımız sadece savaşla da ilgili değil. Şimdi, PMI sonuçları bu noktada gündeme gelecek. ABD Başkanı Trump’ın muhtemel politikaları başta olmak üzere başka konular da gündeme gelecektir diye düşünüyorum. Çünkü dünya ekonomisi ve küresel ekonomide önemli dengesizlikler var. Bir tarafta Çin ise çok ciddi ticaret fazlaları veriyor.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu
Panelistlerden Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, yaptığı konuşmada şu değerlendirmelerde bulundu:
“Savaş başladıktan sonra yavaş yavaş bazı belirtiler gelmeye başladı. Bazı beklentilerimiz var. Savaş bir şoktur; arz yönlü bir şoktur. Bir ay sıcak savaş sürdü. Sonra süresiz bir ateşkes dönemine girildi. Ben bu süresiz ateşkesi, süresiz bir gerginlik olarak da okuyorum. Bir gün savaş bitiyor gibi oluyor, bir gün bitmiyor. İhtimallerle devam ediyoruz. Ancak bu tür şokların üretimi olumsuz, aşağı yönlü; enflasyonu ise yukarı yönlü etkileme potansiyelini çok iyi biliyoruz. Bu işin daha çok stagflasyona gidebileceği yönünde bir beklenti oluşuyor. Bu beklentiyi birçok meslektaşımızla birlikte değerlendiriyoruz. Şimdi gelen verilere bakalım. İki aydır PMI verileri geldi. Dünyayla karşılaştırdığımızda şunu görüyoruz: Mart ayında küresel bileşik PMI, hem imalat hem de hizmetler tarafında sert bir düşüş gösterdi. Nisan ayında ise hafif bir toparlanma gördük. Ateşkes olunca ise toparladı. Bu iş toparlanırsa ben geri dönerim mesajı verdi. Fakat detaylara baktığımızda birkaç nokta daha var. Birincisi, imalat sanayi son birkaç yıldır küresel olarak yukarı gidiyor. Mart ayında bir düşüş oldu. Nisan ayında ise görece güçlü bir toparlanma gösterdi. Mesela bizde tam aksine, dünya yukarı giderken bizde sert bir düşüş görüldü.

Nisan ayındaki toparlanma da çok sınırlı oldu. Yani şunu görüyoruz: Bu savaş, şu aşamada dünya genelinde hizmet sektörünü daha fazla etkiliyor. Turizm, havayolu şirketlerinin iptalleri, yatırım kullanma riskleri gibi unsurlar var. Şu andaki hâliyle bile, bizi de ilgilendiren turizm başta olmak üzere hizmet sektörlerinin toparlanması, bu işlerin devam etmesi hâlinde daha fazla zorlanabilir. Yine bir başka detay şu: PMI verilerinde enflasyona ilişkin sorular da var. Orada ürün fiyatları ve girdi fiyatlarında görece sert bir çıkış görüyoruz. Mart ayında çıktı, nisanda da devam ediyor. Yani üretimde dönüş var ama enflasyonda iniş yok. Devam ediyor. Üstelik pandemiden bu yana gördüğümüz en sert çıkışlardan biri. Bu tablo bize şunu söylüyor: Böyle giderse petrol ve benzeri emtia fiyatları yukarı yönlü hareket edebilir. Söylemek istediğim şu: Aslında bizi ilgilendiren sanayi tarafında, dünyada imalat sanayi; savunma, enerji, altyapı gibi birçok ülkede öncelikli diyebileceğimiz harcamalar ve öne çıkan sektörlerin kendi dinamikleriyle fena gitmiyor. Hatta fena değil, bayağı iyi gidiyor diyebiliriz.”

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Hakan Kara
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, panelde yaptığı değerlendirmede şu yorumlarda bulundu:
“Genel olarak sanayicilerin bulunduğu durumun zor olduğunu kabul ediyorum. 25 senedir burayı ve dünyayı takip ediyorum. Bu kadar farklı zor koşulun bir araya geldiğini hatırlamıyorum. Belki daha eskisi de olabilir. Çünkü bir taraftan içeride enflasyonla mücadele programı uygulanıyor. Program uzadıkça doğal olarak faizler daha yukarıda asılı kalıyor ve Türkiye pahalı bir ülke hâline geliyor. Bu da rekabetçiliği etkiliyor. İçeride böyle bir program var. Dışarıda da talep çok güçlü değil. Avrupa zaten zayıflıyor ama dışarıda da zaman zaman zayıflıklar ortaya çıkıyor. Jeopolitik riskler ve savaşlar yine pazar belirsizliği oluşturuyor. Yani bir anda siz ihracat yaptığınız bir pazara ulaşamıyor oluyorsunuz, başka bir pazara gitmek zorunda kalıyorsunuz. Bir taraftan da tabii, uzun süredir imalat sanayi dünyada çok iyi gitmiyor.
Evet, dışarıda da durum bu. Sanayicilerin işi gerçekten çok zor. Ama ben bir de şöyle bir altlık görüyorum. Biz genelde deriz ki “Bu seneyi bir atlatalım, seneye işler düzelecek.” Böyle bir dünyada yaşamıyoruz artık. Mükemmel bir fırtına var, evet. Ama aynı zamanda bir iklim değişikliği var. Yani dünya değişiyor. Bahsettiğim faktörlerin içerisinde mesela Çin rekabeti var. Bu gitmeyecek. Konjonktürel bir şey değil bu. Çin’in rekabeti hemen hemen her sektörde geliyor. Bizim yaptığımız araştırmalarda şunu buluyoruz: Dış pazarlara bakınca hemen hemen her pazarda bir numaralı rakibimiz Çin. Ya bir numara ya da iki numara. Çin şirketleriyle rekabet etmek çok zor. Çünkü onların sübvanse edilmiş destekleri de kuvvetli; üretkenlikleri ve ölçekleri de çok güçlü.”

İSO Danışmanı ve
Quanta Danışmanlık Kurucu Ortağı
Prof. Dr. İbrahim M. Turhan
Panele online bağlantı ile katılan İSO Danışmanı ve Quanta Danışmanlık Kurucu Ortağı Prof. Dr. İbrahim M. Turhan, panelde yaptığı konuşmada şu huşulara dikkat çekti:
“Bu savaş başladığından beri, bir kere bu dinamikler hem iç pazarımızda üretim yapan üreticilerimiz hem de ihracat pazarlarımızdaki en önemli rakibimiz Çin için bir nefes aldırdı diye düşünüyorum. İkincisi, artık bunun adını koymamız lazım. Ben iki yıldır katıldığım her yerde ve yazdığım her yazıda bunu vurguluyorum: Yeni bir dünya bize doğru geliyor. Bu ikinci yeni dünya düzeni neden ortaya çıktı? 1985’ten 2015’e kadar, yaklaşık 30 yıl boyunca, hatta etkileriyle beraber 40 yıl boyunca dünyaya, hayatlarımıza, düşünce biçimimize ve bilimi algılama biçimimize şekil veren küresel düzen, sözlerini ve vaatlerini gerçekleştiremedi. 2004’te İspanya’da yükselen piyasa ekonomilerine ilişkin ilk ekonomik toplantılardan biri düzenlenmişti. IMF katıldı, Dünya Bankası katıldı, OECD katıldı, büyük yatırım kuruluşlarının yöneticileri katıldı. İçeride Nobel iktisatçılar da vardı. Benim oturduğum masada şöyle bir soru soruldu: “Sizce Çin ne zaman Amerika’nın ekonomik büyüklüğünü yakalayacak?” Herkes bir yorum yaptı. Masada çıkan ortalamayı hatırlıyorum. “30 veya 40 yıl sonra, Amerika Birleşik Devletleri’ni yakalar” dediler. Şimdi
2011 yılında satın alma paritesine göre düzeltilmiş olarak Çin, Amerika Birleşik Devletleri’ni yakaladı. Ekonomide sizin 40 yıl sonra olacağını beklediğiniz bir şey 10 yıl sonra olursa, masada sadece ekonomide değil, siyasette de birtakım değişiklikler söz konusu olur. Bu, küresel finansal kurumlardan uluslararası finans kuruluşlarına, siyasetin diğer alanlarına kadar etkili olur. Bu büyük bir sarsıntı ve bunun da etkisi var. Bir de Çin’in kapasite fazlası meselesi var. Çin müthiş bir yatırım hamlesi yaptı. İmalat sanayi kapasite fazlasının yüzde 90’ı Çin’den geliyor. Çin’in bütün sektörlerde inanılmaz bir baskı yaratması sürdürülebilir bir şey değil. Yani bu sebepler, bu faktörler ikinci yeni dünya düzenini getirdi. İkinci yeni dünya düzeni; serbest piyasacı bir dünya düzeni değil, özgürlükçü bir dünya düzeni değil, kurallara, uluslararası standartlara ve normlara göre yaşayan bir dünya düzeni değil. Yeni dönemde dünya; kurala göre değil duruma göre, hukuka göre değil güce göre, özgürlükler temelinde değil çıkarlar temelinde şekilleniyor.”

Düzenlenen panel oturumunun ardından İSO mayıs ayı Meclis toplantısı, İSO Meclis Üyeleri’nin ana gündem maddesine ilişkin görüş ve değerlendirmeleriyle devam etti. İSO Meclis Üyeleri’nden gelen soruların panelistler tarafından yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından toplantı sona erdi.